Killer Joe daha ilk dakikalarında seyircisine pek iyi insanlarla vakit geçirmeyeceğini söylüyor. Chris’in borcu var. Parayı bulamazsa başı ciddi biçimde belaya girecek. Çözüm olarak düşündüğü şey ise annesini öldürtmek ve hayat sigortasından gelecek parayı almak. Babası Ansel’ın bu plana verdiği tepki ahlaki bir itirazdan çok, planın gerçekten işe yarayıp yaramayacağını anlamaya çalışan bir adamın tereddüdüne benziyor.
William Friedkin filmi tam da bu noktadan yakalıyor. Cinayet olağanüstü bir suç olarak aile düzeninin dışından gelmiyor. Aksine yemek, para, seks, borç ve ev içindeki diğer meselelerle aynı masada konuşulabiliyor.
Sonra Joe Cooper kapıdan içeri giriyor.
Joe bir polis. Aynı zamanda kiralık katil. Fakat filmin geri kalanındaki karakterlerle karşılaştırıldığında tuhaf biçimde en düzenli, en ölçülü ve hatta zaman zaman en “medeni” kişi gibi görünüyor. Matthew McConaughey onu neredeyse hiç acele etmeden oynuyor. Sesini yükseltmesi gerekmiyor; bir odaya girdiğinde kimin kontrolü elinde tuttuğu zaten anlaşılıyor.
Killer Joeyu rahatsız edici yapan yalnızca şiddetin sertliği değil. Film, şiddetin karşısına normal bir aile düzeni koymuyor.
Çünkü ortada korunacak normal bir aile hiç yok.

Cinayet bu evde yalnızca başka bir anlaşma
Chris’in planında annesinin ölümü kişisel bir hesaplaşmadan çok ekonomik bir çözüm gibi ele alınıyor. Hayat sigortası vardır, para Dottie’ye kalacaktır, Joe işi yapacaktır ve herkes payını alacaktır.
İnsan hayatı birkaç dakikada finansal değere çevriliyor.
Tracy Letts, Killer Joeyu yazdığı dönemde Jim Thompson gibi sert noir yazarlarını okuduğunu ve ilgisini özellikle “bir şeyi çok isteyen, fakat ona ulaşmaya çalışırken korkunç kararlar veren” insanların çektiğini anlatıyor. Filmin bütün sistemi bu düşünce üzerine kuruluyor. Karakterler başlarına gelen felaketlere sürüklenen masumlar değiller; çoğu kez felaketi bizzat kendileri sipariş ediyor.
Friedkin de onları ahlaki bir mesafeden cezalandırmaya çalışmıyor. Kamera “bakın bu insanlar ne kadar korkunç” diye işaret etmiyor. Plan konuşuluyor, pazarlık yapılıyor, şartlar belirleniyor.
Joe’nun gelişi de bu yüzden bir canavarın aileye saldırması biçiminde işlemiyor.
Aile onu kendisi çağırıyor.
Joe yalnızca zaten kurulmuş olan anlaşmanın profesyoneli.
Bu ayrım filmin karanlığını büyütüyor. Çünkü Killer Joe kötülüğü dışarıdan gelen yabancı bir tehdit olarak göstermiyor. Tehdit çoktan evin içinde; Joe yalnızca ona bir takım elbise giydiriyor.
Joe Cooper korkutucu çünkü kendisini canavar olarak görmüyor
Matthew McConaughey’nin performansındaki en önemli ayrıntılardan biri Joe’nun sakinliği.
Joe çoğu zaman bağırmıyor, telaşlanmıyor, kontrolünü kaybetmiyor. Ne istediğini açıklıyor. Kurallarını söylüyor. Karşısındaki insanların anlaşmaya uyup uymadığını takip ediyor.
Hatta davranışlarında bozuk da olsa bir adalet fikri bulunuyor.
Friedkin de karakterden söz ederken Joe’nun kendine özgü bir ahlak anlayışına sahip olduğunu, iyilikle kötülüğü aynı kişide taşıdığını söylüyor. McConaughey ise karakterin temelinde üç kavram bulunduğunu anlatıyor: düzen, yapı ve aile. Joe için yaptığı korkunç şeyler bile bir sistem içinde gerçekleşiyor. Düzen bozulduğunda onu yeniden kurmaya çalışıyor.
İşte karakterin tuhaflığı burada başlıyor.
Filmde ahlaken en korkunç insanlardan biri, aynı zamanda kurallara en fazla önem veren kişi.
Chris fevri davranıyor. Ansel çoğu zaman edilgen. Sharla sürekli başka bir hesabın peşinde. Bu insanların yanında Joe son derece kontrollü görünüyor. Bir anlaşma yaptıysa onun yerine getirilmesini istiyor.
Elbette bu onu daha iyi biri yapmıyor.
Daha ürkütücü yapıyor.
Çünkü Joe’nun dünyasında şiddet bir öfke patlaması değil; gerektiğinde uygulanabilecek bir yaptırım.
Killer Joe böylece tanıdık bir suç filmi rahatlığını ortadan kaldırıyor. Seyircinin karşısında kontrolünü kaybetmiş bir psikopat yok. Ne yaptığını bilen ve davranışlarını kendi içinde tutarlı bulan bir adam var.
Dottie filmin en garip ilişkisinin merkezinde
Joe’nun Dottie’ye yaklaşımı filmi yalnızca bir kiralık katil hikâyesi olmaktan çıkarıyor.
Dottie, evdeki diğer karakterlerden farklı bir yerde duruyor. Ailesinin para hesaplarının ve kaba ilişkilerinin ortasında daha sessiz, daha kopuk bir varlık gösteriyor. Joe’nun onunla kurduğu ilişki ise filmin en rahatsız edici çelişkilerinden birini yaratıyor: tehdit ile yakınlık aynı yerde bulunabiliyor.

Friedkin, Joe ve Dottie arasındaki bağı açıkça aile fikriyle ilişkilendiriyor. Ona göre ikisi de farklı biçimlerde bir aile arıyor. Tracy Letts’in çalışmalarında da bu arayışın tekrar eden bir damar olduğunu söylüyor.
Bu açıklama Joe’yu romantikleştirmiyor. Tam tersine filmin ne kadar çarpık bir dünya kurduğunu daha belirgin hale getiriyor.
Çünkü Killer Joeda insanların yakınlık kurabildiği alan bile sağlıklı değil.
Joe, Dottie’ye evdeki diğer insanların göstermediği türden bir dikkat gösteriyor; fakat aynı adam başka bir anda korkunç bir tahakküm uygulayabiliyor. Friedkin iki davranış arasına rahatlatıcı bir çizgi çekmiyor. Seyirciye “gerçek Joe hangisi?” diye cevap vermiyor.
İkisi de Joe.
Bu nedenle karakter yalnızca filmin kötüsü olarak okunup geçilemiyor. Friedkin’in ilgilendiği şey daha rahatsız edici: şefkat ihtiyacıyla şiddet kapasitesinin aynı insanda yan yana durabilmesi.
Kara mizah rahatlatmıyor, işleri daha kötü hale getiriyor
Killer Joe‘nun bazı anlarında gülmek mümkün.
Hatta Friedkin filmi açık biçimde bir komedi olarak gördüğünü söylüyor. Fakat burada kullanılan mizah, seyirciyi sert sahnelerden sonra rahatlatan klasik bir kara komedi mekanizması değil.
Çoğu zaman tam tersini yapıyor.
Karakterlerin cinayet gibi korkunç kararları gündelik bir beceriksizlikle yönetmesi komik. Ansel’ın olup bitenler karşısındaki garip edilgenliği komik. Chris’in her yeni çözümünün bir önceki sorundan daha büyük bir felaket yaratması komik.
Sonra aynı insanlar gerçekten korkunç davranışlarda bulunuyor.
Gülmüş olmak birden rahatsız edici hale geliyor.
Gina Gershon da filmi anlatırken bu duygusal karışıklıktan söz ediyor: bir anda gülerken sonraki anda dehşete düştüğünü, zaman zaman iki tepkiyi aynı anda yaşadığını söylüyor.
Friedkin’in seyirciyle oynadığı yer burası.
Film ne zaman komediye dönüştüğünü, ne zaman suç gerilimi olduğunu, ne zaman düpedüz dehşete yaklaştığını ilan etmiyor. Aynı ev, aynı insanlar ve aynı konuşmalar içinde ton sürekli yer değiştiriyor.
Bu yüzden Killer Joenun mizahı kaçış kapısı değil.
Kapının kilidini biraz daha sıkıyor.
Friedkin şiddeti uzaktan izlememize izin vermiyor
Hollywood şiddeti çoğu zaman rakamlarla büyütüyor. Daha fazla ceset, daha büyük patlama, daha büyük felaket.
Killer Joe ters yöne gidiyor.
Şiddeti küçücük alanlara sıkıştırıyor.
Bir ev. Bir masa. Birkaç insan.
Friedkin, filmin aldığı NC-17 derecelendirmesini tartışırken de benzer bir noktaya dikkat çekmişti. Ona göre seyirci büyük ölçekli ve gerçek dışı şiddeti kolayca kabul edebiliyor; sorun şiddet gerçek ve kişisel göründüğünde başlıyor.
Killer Joenun etkisi de büyük ölçüde buradan geliyor.
Filmde şiddetin arkasında anonim kötü adamlar bulunmuyor. İnsanlar birbirlerini tanıyor. Birlikte yemek yiyorlar. Aynı evde yaşıyorlar. Birbirlerine borçlanıyorlar, birbirlerini kullanıyorlar ve gerektiğinde birbirlerini satıyorlar.
Şiddet kişisel.
Bu yüzden filmdeki en sert anları yalnızca “Friedkin ne kadar ileri gidiyor?” sorusuyla okumak eksik kalıyor.
Daha önemli soru şu:
Bu insanların birbirlerine böyle davranabilecekleri bir düzen nasıl bu kadar normal hale geldi?
Sorun Joe değil; Joe’ya ihtiyaç duyan aile
Killer Joeyu yalnızca Matthew McConaughey’nin ürkütücü kiralık katili üzerinden hatırlamak kolay. Joe filmin en karizmatik figürü ve McConaughey’nin sakin performansı karakteri uzun süre akılda tutuyor.
Ama Friedkin daha acımasız bir fikir bırakıyor.
Joe Cooper bu aileyi bozan kişi değil.

Aile zaten bozuk.
Chris cinayet fikrini geliştiriyor. Ansel bunun parçası oluyor. İnsanlar birbirlerini ekonomik değerleri üzerinden ölçüyor. Dottie ise bütün bu pazarlığın ortasında başka insanların karar verebildiği bir “bedel” haline gelebiliyor.
Joe yalnızca bu dünyanın mantığını herkesten daha disiplinli uyguluyor.
Belki de filmin en karanlık şakası bu.
Hikâyedeki profesyonel katil kapıdan girdiğinde ahlaki düzen çökmüyor. Tam tersine, odadaki en tutarlı insanlardan biri içeri girmiş oluyor.
Killer Joenun şiddeti bu nedenle yalnızca kanlı ya da aşırı olduğu için rahatsız etmiyor. Friedkin şiddeti bir istisna olmaktan çıkarıp aile içindeki alışverişin diline çeviriyor: borcun karşılığı, anlaşmanın şartı, otoritenin aracı, hatta zaman zaman yakınlığın karanlık yüzü.
Filmin sonunda akılda kalan soru Joe’nun ne kadar kötü olduğu değil.
Joe’nun girebildiği bir evin ondan önce ne hale gelmiş olduğudur.

