Projeksiyoncu filmleri, sinemanın seyircinin pek görmediği tarafına, film makaralarının ve projektörlerin arkasındaki insanlara bakıyor. Sinema salonunda ışıklar söndüğünde seyircinin gördüğü tek şey perdedir; oysa yıllarca bu görüntünün arkasında film makaralarını hazırlayan, projektörü çalıştıran ve gösterimin sorunsuz ilerlemesini sağlayan projeksiyoncular vardı.
Bu listedeki beş film, sinemanın o dönemine farklı açılardan bakıyor. The Smallest Show on Earth dökülen bir mahalle sinemasını ayakta tutmaya çalışan insanları anlatırken, Sherlock Jr. projeksiyon kabininden doğrudan beyaz perdenin içine geçiyor. Goodbye, Dragon Inn kapanan bir salonun son gecesinde dolaşıyor; Last Film Show ise analog gösterimin sona erişini bir çocuğun gözünden izliyor. Listenin sonunda yer alan Cinema Paradiso bütün bunları sinema sevgisi, çocukluk ve projeksiyoncu Alfredo üzerinden bir araya getiriyor.
5 The Smallest Show on Earth (1957)

Matt ve Jean Spenser, uzak bir akrabalarından kendilerine bir sinema kaldığını öğrendiklerinde küçük bir servete konduklarını düşünür. Karşılarında buldukları Bijou ise yıllardır doğru dürüst bakım görmemiş, borç içindeki eski bir mahalle sinemasıdır. Üstelik salonla birlikte gişeci Mrs. Fazackalee, kapıcı Old Tom ve içkiye düşkün projeksiyoncu Percy Quill'dan oluşan yaşlı çalışan kadrosunu da devralırlar. Çift, binayı satmak yerine yeniden seyirci çekebilecek bir sinemaya dönüştürmeye çalışır.
Basil Dearden'ın filmi eski sinema salonlarına duyduğu sevgiyi fazla romantikleştirmeden anlatıyor. Bijou'nun dökülen duvarları, arızalanan ekipmanları ve boş koltukları gerçekten ekonomik ömrünün sonuna yaklaşmış bir işletme görüntüsü veriyor. Peter Sellers'ın sürekli bir şeylerden yakınan projeksiyoncusu Percy Quill ise filmin en eğlenceli karakterlerinden. Margaret Rutherford ve Bernard Miles'la birlikte salonun geçmişten kalmış üç çalışanını oluşturuyorlar ve genç sahiplerden çok Bijou'ya aitmiş gibi duruyorlar.
The Smallest Show on Earth bugün yalnızca hoş bir İngiliz komedisi olarak değil, 1950'lerde küçük mahalle sinemalarının yaşadığı dönüşümü gösteren küçük bir zaman kapsülü olarak da izlenebilir. Televizyonun yükseldiği ve büyük salonların daha güçlü rakiplere dönüştüğü bir dönemde Bijou'nun ayakta kalma çabası filmin komedisinin arkasında gerçek bir değişimin izlerini taşıyor.
4 Last Film Show (2021)

Hindistan'ın Gujarat bölgesinde yaşayan dokuz yaşındaki Samay, babasıyla gittiği bir sinema gösteriminden sonra filmlere takıntılı hâle gelir. Parasız olduğu için salona düzenli giremeyen çocuk, projeksiyoncu Fazal'la bir anlaşma yapar: annesinin hazırladığı yemekleri onunla paylaşacak, karşılığında projeksiyon kabininden film izleyecektir. Samay kısa süre içinde yalnızca filmlere değil, projektörden çıkan ışığın görüntüleri nasıl perdeye taşıdığına da merak salmaya başlar.
Pan Nalin filmi çocukluk nostaljisine yaslıyor ama asıl ilginç taraf, Samay'ın sinemayı hikâyelerden önce fiziksel bir makine olarak keşfetmesi. Film makaraları, projektör, ışık huzmesi ve kabinin içindeki mekanik sesler uzun süre hikâyenin parçası. Bhavin Rabari'nin meraklı ve sürekli hareket hâlindeki Samay'ı da filmi fazla duygusal bir çocukluk anısına dönüşmekten kurtarıyor. Dijital projeksiyonun gelişi yaklaştıkça Fazal'ın yaptığı işin geleceğinin kalmadığını görmek ise filmin daha hüzünlü tarafını oluşturuyor.
Last Film Show sinemaya duyulan sevgiyi yalnızca perdede oynayan filmler üzerinden anlatmıyor; makaralara dokunmayı, ışığın önüne elini uzatmayı ve projeksiyon kabininin içinde saatler geçirmeyi de bu sevginin parçası kabul ediyor. Analog gösterimin ortadan kalkışını Samay'ın büyüme hikâyesiyle yan yana getirmesi, filmi eski sinema salonlarına yazılmış modern vedalardan biri hâline getiriyor.
3 Sherlock Jr. (1924)

Küçük bir sinemada projeksiyoncu olarak çalışan genç adamın gerçek tutkusu dedektif olmaktır. Sevdiği kadının babasına ait saat çalınınca suç onun üzerine kalır ve amatör dedektiflik becerileriyle gerçek hırsızı bulmaya çalışır. Başarısız girişimlerinin ardından görevine dönen projeksiyoncu, film gösterimi sırasında uykuya dalar ve rüyasında kendisini perdede oynayan hikâyenin içinde Sherlock Jr. adlı usta bir dedektif olarak bulur.
Buster Keaton'ın perdeye girme sekansı aradan yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ şaşırtıcı görünüyor. Karakter bir anda farklı mekânlara kesilen filmin içinde kalmaya çalışırken Keaton kurgu mantığını doğrudan komedi malzemesine çeviriyor. Üstelik bunların ardından motosiklet kovalamacaları ve fiziksel şakalar geliyor. Film yalnızca sinema üzerine yapılmış erken bir meta-komedi değil; Keaton'ın teknik cesaretini ve vücut komedisini 45 dakikaya sığdırdığı en yoğun çalışmalarından biri.
Sherlock Jr.'da projeksiyoncu, başkalarının maceralarını perdeye yansıtan görünmez çalışan olmaktan çıkıp kendi filminin kahramanına dönüşüyor. Sinemanın seyirciyi başka dünyalara taşıdığı fikrini kelimenin tam anlamıyla gerçekleştiren Keaton, bugün bile taklit edilen bir görüntü bırakmış durumda: projeksiyon kabinindeki sıradan adam ayağa kalkıyor ve beyaz perdenin içine giriyor.
2 Goodbye, Dragon Inn (2003)

Taipei'deki eski bir sinema salonu son gecesini yaşamaktadır. Dışarıda yağmur yağarken içeride King Hu'nun Dragon Inn filmi gösterilir; devasa salonda ise yalnızca birkaç seyirci vardır. Gişede çalışan genç kadın, aynı binada çalışmasına rağmen pek karşılaşamadığı projeksiyoncuyu ararken koridorlarda dolaşır. Seyircilerin arasında yıllar önce perdede izlenen filmin oyuncuları da vardır ve salon kapanmadan önce kendi gençliklerini yeniden izlerler.
Tsai Ming-liang neredeyse boş bir sinemada dolaşmanın nasıl bir şey olduğunu uzun planlarla ve çok az diyalogla anlatıyor. Koltukların gıcırtısı, koridorlardaki ayak sesleri, yağmur ve gösterilen Dragon Inn'in sesi çoğu zaman konuşmaların yerini alıyor. Chen Shiang-chyi'nin salonun merdivenlerinde ve dar geçitlerinde ağır ağır ilerlediği bölümler özellikle akılda kalıcı. Film acele etmiyor; hatta sabırsız seyirci için oldukça zorlayıcı olabilir. Fakat Fu-Ho sinemasının boşluğu ve kapanış gecesinin tuhaf sessizliği başka türlü anlatılsa aynı etkiyi yaratmazdı.
Goodbye, Dragon Inn eski bir sinema salonunu nostaljik hatıralarla doldurmak yerine kapanmadan hemen önceki boşluğunu kaydediyor. Bir zamanlar yüzlerce insanın birlikte film izlediği salon artık birkaç seyirciye, çalışanlarına ve geçmişten gelen hayaletlere kalmış durumda. Son gösterim bittiğinde yalnızca bir işletmenin değil, belli bir sinemaya gitme biçiminin de sona erdiği duygusu kalıyor.
1 Cinema Paradiso (1988)

Roma'da yaşayan başarılı yönetmen Salvatore, yıllardır görmediği memleketindeki eski projeksiyoncu Alfredo'nun öldüğünü öğrenince çocukluğunu hatırlamaya başlar. Sicilya'daki küçük kasabada Toto adıyla büyüyen Salvatore'nin en sevdiği yer Cinema Paradiso'dur. Çocuk yaşta projeksiyon kabinine girmeyi başaran Toto ile önce onu sürekli dışarı çıkarmaya çalışan Alfredo arasında zamanla güçlü bir dostluk kurulur. Sinema salonu da Toto'nun büyümesine, ilk aşkına ve sonunda kasabadan ayrılışına tanıklık eder.
Giuseppe Tornatore'nin filmi sinema sevgisini büyük laflardan çok Toto'nun Alfredo'nun yanında geçirdiği saatlerle anlatıyor. Salvatore Cascio'nun çocukluk bölümlerindeki enerjisi ile Philippe Noiret'nin sakin ve zaman zaman huysuz Alfredo'su birbirine çok iyi uyuyor. Kasaba halkının aynı salonda komediye gülmesi, romantik sahnelere tepki vermesi ya da gösterim sırasında birbirleriyle tartışması da Cinema Paradiso'yu yalnızca iki karakterin hikâyesi olmaktan çıkarıyor. Buradaki salon gerçekten kasabanın ortak yaşam alanlarından biri.
Cinema Paradiso'nun yıllar boyunca bu kadar sevilmesinin nedeni yalnızca sinemaya nostaljik gözlerle bakması değil. Toto ile Alfredo arasındaki ilişki, eski projektörün sesi, kesilmiş film parçaları ve zaman içinde değişen salon üzerinden insanın büyürken geride bıraktığı şeyleri de anlatıyor. Projeksiyoncular ve eski sinema salonları üzerine bir listenin sonunda Alfredo'dan daha uygun bir isim bulmak zor.


Bu Temada Devam Et
Mahkeme Salonunda Geçen En İyi 12 Film
Ölümle Çalışmak: Cenaze Görevlilerini Konu Alan 7 Film
Şefleri ve Restoran Dünyasını Konu Alan 8 Film
Mikrofonun Ardında: Radyo Yayınlarını Konu Alan 8 Film