Adam Sandler 9 Eylül’de 60 yaşına girdiğinde arkasında oldukça tuhaf bir filmografi bıraktı. Bir tarafta öfke nöbetleri, çocukça karakterler ve geniş kitle komedileri; diğer tarafta Uncut Gems ve Punch-Drunk Love gibi oyunculuğunun bambaşka bir tarafını ortaya çıkaran filmler var. Adam Sandler filmleri denildiğinde kariyerinin yalnızca komedi tarafını hatırlamak bu yüzden eksik kalıyor.
Sandler’ın komedi personası aslında dramatik rollerinden tamamen ayrı değil. Happy Gilmore’daki kontrolsüz öfke, The Wedding Singer’daki kırılganlık ya da 50 First Dates’teki rahat romantik enerji; doğru yönetmenlerin elinde çok daha huzursuz karakterlere dönüşebiliyor. Safdie Kardeşler Uncut Gems’te bu enerjiyi durmadan konuşan, bahis oynayan ve kendisini felakete doğru sürükleyen Howard Ratner’a taşırken Paul Thomas Anderson, Punch-Drunk Love’da aynı öfkenin altında yalnız ve sosyal olarak sıkışmış bir adam buluyor.
Bu nedenle Adam Sandler’ın en iyi filmleri seçkisini yalnızca en komik yapımları üzerinden kurmadık. Yedi filmlik liste, Sandler’ın yıldız personasının nasıl değiştiğini; Happy Gilmore gibi 90’lar komedilerinden The Meyerowitz Stories ve Hustle gibi daha sakin performanslara kadar izliyor. Adam Sandler filmleri arasında bu iki taraf yan yana geldiğinde oyuncunun kariyeri de çok daha ilginç görünüyor.
7 50 First Dates (2004)

Hawaii’de bir deniz veterineri olarak çalışan Henry Roth, ciddi ilişkilerden özellikle uzak duran rahat bir hayat sürmektedir. Lucy Whitmore ile tanıştığında ilk kez bu düzenini değiştirmek ister; ancak Lucy geçirdiği kazanın ardından her sabah bir önceki günü hatırlamadan uyanmaktadır. Henry böylece aynı kadının kendisini her gün yeniden tanımasını sağlamak zorunda kalır.
Sandler ile Drew Barrymore’un uyumu filmi ayakta tutan temel unsur. Henry başlangıçta Sandler’ın alışıldık rahat, biraz çocuksu romantik komedi karakterlerinden biri gibi görünürken Lucy’yle ilişkisi ilerledikçe performans daha yumuşak bir yere oturuyor. Film sık sık kaba şakalara sapıyor ama ikilinin sahnelerinde mizahın altında gerçek bir sıcaklık var.
50 First Dates hafıza kaybı fikrini bilimsel bir hassasiyetle ele alan bir film değil; esas derdi her gün yeniden seçilen bir ilişki fikri. Sandler ile Barrymore’un birlikte oynadığı filmler arasında kimyalarının en rahat çalıştığı örneklerden biri ve oyuncunun romantik komedi tarafını iyi temsil ediyor.
6 Happy Gilmore (1996)

Profesyonel hokey oyuncusu olma hayali kuran Happy Gilmore’un paten becerisi zayıftır ama olağanüstü sert bir şutu vardır. Büyükannesinin evini kaybetme tehlikesi ortaya çıkınca bu gücü golf sahasında kullanabileceğini fark eder. Sporun kurallarını, görgüsünü ve sabrını neredeyse hiç taşımayan Happy kısa sürede profesyonel turnuvaların en sıra dışı oyuncusuna dönüşür.
Happy, Sandler’ın 90’larda kurduğu öfkeli çocuk-adam personasının belki de en saf hâli. Golfün sessiz ve kontrollü dünyasına bağıran, sopalarını fırlatan ve rakipleriyle kavga eden bir hokeyci sokmak zaten filmin temel şakası. Christopher McDonald’ın kendini beğenmiş Shooter McGavin’i de Happy’nin kontrolsüzlüğü için kusursuz bir karşı oyuncu.
Bugün erken dönem **Adam Sandler filmleri** düşünüldüğünde Happy Gilmore hâlâ ilk akla gelenlerden biri. Mizahının bir kısmı dönemine sıkı sıkıya bağlı olsa da Sandler’ın öfkeyi fiziksel komediye dönüştüren enerjisi hâlâ canlı ve filmin spor komedisi tarafı beklenenden sağlam.
5 The Wedding Singer (1998)

1980’lerde düğünlerde şarkı söyleyerek geçinen Robbie Hart, kendi düğününde terk edilince hem işine hem aşka olan inancını kaybetmeye başlar. Aynı salonda çalışan garson Julia ise başka biriyle evlenmeye hazırlanmaktadır. İkili düğün hazırlıkları sırasında yakınlaştıkça ikisinin de yanlış insanlarla hayat kurmaya çalıştığı belirginleşir.
The Wedding Singer’da Sandler’ın daha saldırgan komedi karakterleri geri planda kalıyor. Robbie hâlâ beceriksiz ve zaman zaman öfkeli ama filmin mizahı büyük ölçüde onun kalp kırıklığından ve Drew Barrymore’la kurduğu rahat ilişkiden çıkıyor. 80’ler şarkıları ve dönem şakaları da dekor olmaktan çok Robbie’nin mesleği sayesinde hikâyenin içine doğal biçimde giriyor.
Sandler ile Barrymore’un daha sonra yeniden kullanacağı romantik komedi uyumunun temeli burada atıldı. The Wedding Singer oyuncunun yalnızca bağırıp çağırarak komik olmadığını, sıcak ve sempatik bir başrol olarak da filmi taşıyabildiğini gösteren erken kariyer dönüm noktalarından biri.
4 Hustle (2022)

NBA için dünyanın farklı ülkelerinde oyuncu arayan Stanley Sugerman yıllardır saha kenarından çalışmakta ve koçluğa geçmenin hayalini kurmaktadır. İspanya’da Bo Cruz adında son derece yetenekli fakat ham bir sokak basketbolcusu keşfettiğinde kariyerini riske atarak onu ABD’ye getirir. İkisinin de NBA’de kendilerine yer açabilmesi için Bo’nun yalnızca yeteneğinin değil disiplininin de yeterli olduğunu kanıtlamaları gerekir.
Sandler burada alışılmış komedi enerjisini belirgin biçimde azaltıyor. Stanley yorulmuş, yıllarını yollarda geçirmiş ve basketbola gerçekten bağlı bir adam; Sandler karakteri büyük oyunculuk gösterilerine ihtiyaç duymadan taşıyor. Gerçek NBA oyuncularının kullanılması ve Juancho Hernangómez’in sahadaki rahatlığı da basketbol bölümlerine yapay Hollywood spor filmi hissinden daha doğal bir ritim veriyor.
Hustle Sandler’ın dramatik performanslarının her zaman karanlık ya da uç karakterlere ihtiyaç duymadığını gösteriyor. Burada daha olgun, sakin ve güven veren bir oyunculuk var. Film de klasik bir yükseliş hikâyesi olmasına rağmen Stanley ile Bo arasındaki mentor-oyuncu ilişkisi sayesinde samimi kalıyor.
3 The Meyerowitz Stories (New and Selected) (2017)

Danny Meyerowitz işsizliğin ve boşanmanın ardından üniversiteye başlayacak kızıyla birlikte New York’a döner. Babası Harold, kendi sanat kariyerinin hak ettiği değeri görmediğine inanan zor bir heykeltıraştır; Danny ile kardeşleri de yıllardır onun gölgesinde yaşamaktadır. Ailenin yeniden bir araya gelmesi eski rekabetleri, kırgınlıkları ve babalarının sevgisini kazanma çabalarını yeniden ortaya çıkarır.
Noah Baumbach, Sandler’ın öfkesini Uncut Gems’teki gibi sürekli hareket hâlinde kullanmıyor. Danny çoğu zaman içine atıyor; babasının kardeşine gösterdiği ilgiyi izlerken veya kendi başarısızlıklarını anlatırken kızgınlığı küçük tepkilerle ortaya çıkıyor. Dustin Hoffman’ın her konuşmayı kendisine çevirmesi de Danny’nin neden yıllardır bu kadar huzursuz olduğunu açıklamak için yeterli.
The Meyerowitz Stories Sandler’ın dramatik tarafındaki en iyi kullanımlardan biri çünkü oyuncunun komediden bildiğimiz sinirliliğini tamamen silmiyor. Aynı özellik burada kahkaha yerine yıllarca birikmiş aile kırgınlığına dönüşüyor. Sandler’ın ciddi rollerde neden bu kadar iyi çalışabildiğini görmek isteyenler için kilit filmlerden biri.
2 Punch-Drunk Love (2002)

Barry Egan küçük bir işletme yöneten, yedi kız kardeşinin sürekli baskısı altında yaşayan ve insanlarla rahat iletişim kurmakta zorlanan bir adamdır. Yalnızlığının ortasında bir telefon seks hattını araması onu beklenmedik bir şantajın içine sürüklerken, kız kardeşlerinden birinin arkadaşı Lena ile tanışması hayatında ilk kez gerçek bir yakınlık ihtimali yaratır.
Paul Thomas Anderson, Sandler’ın komedilerindeki öfke patlamalarını olduğu gibi alıp neden bu kadar öfkeli olduğumuzu hiç düşünmediğimiz bir adamın içine yerleştiriyor. Barry bir anda tuvaleti parçalayabiliyor, ardından konuşurken gözünü karşısındaki insandan kaçırıyor. Sandler’ın yüksek sesle komedi yapan personası burada yalnızlık, utanç ve kontrol edilemeyen duygularla birleşiyor; Emily Watson’ın sakin Lena’sı ise performansın karşısında çok iyi bir denge kuruyor.
Punch-Drunk Love, Sandler’ın kariyerine sonradan eklenmiş şaşırtıcı bir dramatik sapma değil; aslında komedi karakterlerinin altında ne kadar ilginç bir oyuncu bulunduğunu ilk kez açıkça gösteren film. Sonraki ciddi rollerinin yolunu açan performans hâlâ kariyerinin en özgünlerinden biri.
1 Uncut Gems (2019)

New York’un mücevher bölgesinde dükkân işleten Howard Ratner, büyük kazanç peşinde koşarken aynı anda borçlarını, ailesini, metresini, müşterilerini ve bahislerini yönetmeye çalışır. Etiyopya’dan getirttiği değerli bir opalin her şeyi düzeltecek fırsat olduğuna inanır. Fakat Howard’ın eline geçen her çıkış yolu onun için yeni ve daha büyük bir risk alma bahanesine dönüşür.
Safdie Kardeşler Sandler’ın yıllardır komedide kullandığı bütün özellikleri Howard’ın üzerine bırakıyor: hızlı konuşması, öfkesi, insanları bezdiren ısrarı ve durmayı bilmeyen enerjisi. Fark şu ki burada bunların hiçbiri rahatlatıcı değil. Howard aynı anda birkaç kişiyle konuşuyor, telefonları çalıyor, dükkânın kapıları açılmıyor ve Daniel Lopatin’in müziği bütün bu gürültüyü daha da sıkıştırıyor. Sandler filmi bir an bile sakinleştirmeden Howard’ın kendine duyduğu tehlikeli güveni sürdürüyor.
Uncut Gems, **Adam Sandler filmleri** içinde oyuncunun komedi ve dram taraflarının aslında birbirinden ne kadar az ayrıldığını en iyi gösteren yapım. Sandler başka birine dönüşmeye çalışmıyor; yıllardır bildiğimiz enerjisini çok daha karanlık bir karakterin içine taşıyor. Sonuç, kariyerinin en yoğun ve en iyi performansı.



Bu Temada Devam Et
70’lerin En Komik Filmleri: Sisteme Kafa Tutan 15 Hiciv ve Kara Komedi
Netflix’te Şu Anda Bulunan En İyi Komedi Filmleri
En İyi Fransız Komedi Filmleri: Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Yapım
Kötü İnsanlar, Kötü Kararlar: İzlemesi Fazlasıyla Eğlenceli 10 Kara Komedi Dizisi