Hollywood’un en tuhaf filmleri, çoğu zaman deneysel sinemadan değil, dev stüdyoların güvenli olması beklenen projelerinden çıkıyor. Tuhaf filmler arandığında karşımıza çoğu zaman David Lynch, Alejandro Jodorowsky ya da deneysel sinemanın zaten sıra dışı olması beklenen isimleri çıkıyor. Buradaki soru biraz farklı: Hollywood’un dev stüdyoları, yıldız oyuncuları ve milyonlarca dolarlık bütçeleri devreye girdiğinde işler ne kadar garipleşebilir?
Listedeki filmlerin bazıları bugün kült kabul ediliyor, bazıları vizyona çıktığında büyük başarısızlık olarak görüldü. Birkaçının iyi film olup olmadığı hâlâ tartışılır. Fakat hepsinin ortak bir tarafı var: yapım sürecinin herhangi bir noktasında yüzlerce insanın bu fikirleri görüp projeye devam etmeye karar vermiş olması.
Bu nedenle burada “en sürreal filmleri” değil, Hollywood sisteminin içinden çıkmış en şaşırtıcı sapmaları arıyoruz. Bir müzikalin dijital kedi insanlara dönüşmesinden Sean Connery’nin dev bir taş kafanın yönettiği gelecekte dolaşmasına kadar, stüdyo sinemasının güvenli olmak zorunda olmadığını kanıtlayan on film.
10 Cats (2019)

Jellicle adı verilen kedi topluluğu, her yıl içlerinden birinin yeni bir hayata yükselmesini sağlayacak seçimi yapmak için bir araya gelir. Victoria adlı genç kedi bu gecede topluluğun farklı üyeleriyle tanışır ve grubun tuhaf ritüellerinin içine çekilir.
Cats'in tuhaflığı yalnızca insan yüzlerini dijital kedi bedenlerine yerleştiren görsel efektlerden gelmiyor. Film, Andrew Lloyd Webber'in sahne müzikalindeki soyut yapıyı gerçekçi mekânlar ve yıldız oyuncularla birleştirirken ölçü duygusunu tamamen kaybediyor; devasa süt sürahilerinden fare boyutundaki dansçılara kadar her sahne başka bir görsel karar veriyor.
Ortaya çıkan film iyi anlamda kontrollü bir deney değil, büyük stüdyo sisteminin milyonlarca dolarlık kaynakla ne kadar garip bir noktaya ulaşabileceğinin belgesi. Bu listedeki yeri de tam olarak buradan geliyor.
9 Howard the Duck (1986)

Başka bir dünyada yaşayan antropomorfik ördek Howard, bir deney sonucu Cleveland'a ışınlanır. Burada müzisyen Beverly ile tanışır ve Dünya'yı tehdit eden kozmik bir varlığın ortaya çıkışıyla eve dönme planı giderek karmaşıklaşır.
George Lucas'ın yapım tarafında yer aldığı, Universal'ın dağıttığı bir stüdyo filminde puro içen bir ördeği romantik başrol yapmak 1986 için bile sıra dışıydı. Film bunu şaka olarak kenarda tutmak yerine kukla efektleri, rock müziği, bilimkurgu aksiyonu ve romantik komediyi aynı merkeze yığıyor.
Howard the Duck yıllarca Hollywood'un pahalı yanlış hesaplarından biri olarak anıldı. Fakat bugün onu ilginç kılan yalnız başarısızlığı değil; büyük bir stüdyonun böylesine tuhaf bir fikri hiç törpülemeden perdeye taşıyabilmiş olması.
8 Nothing but Trouble (1991)

New Yorklu finansçı Chris ve beraberindeki yolcular yanlış bir sapak sonrasında Valkenvania adlı küçük bir kasabada durdurulur. Basit bir trafik ihlali, onları yaşlı bir yargıcın yönettiği devasa ve giderek daha rahatsız edici bir malikanenin içine sürükler.
Dan Aykroyd ilk ve tek yönetmenlik denemesinde stüdyo komedisini grotesk korkuya çeviriyor. John Candy'nin çift rolü, mekanik ölüm düzeneği, dev bebekler ve hurdalık estetiği Chevy Chase'in alışıldık şehirli komedi personasıyla aynı filmde yan yana duruyor.
Warner Bros. ölçeğinde bir yapımın bu kadar kişisel, çirkin ve kontrolsüz görünmesi bugün daha da şaşırtıcı. Nothing but Trouble'ın cazibesi, seyircinin birkaç dakikada bir filmin nereye gideceğini yeniden tahmin etmek zorunda kalmasında.
7 Freaked (1993)

Eski çocuk yıldız Ricky Coogan, tartışmalı bir kimya şirketinin sözcüsü olmak için Güney Amerika'ya gider. Yolculuk sırasında eksantrik bilim insanı Elijah Skuggs'un eline düşer ve kendisini insanlar üzerinde deneylerin yapıldığı mutantlarla dolu bir çiftlikte bulur.
Freaked, 1990'ların stüdyo komedisinin içine lateks yaratıkları, MTV ritmini ve çizgi film mantığını sokuyor. Alex Winter ile Tom Stern'ün dünyasında karakter tasarımları bilinçli biçimde iğrenç; espriler ise sahnenin tonunu birkaç saniye içinde çocuk programından beden korkusuna çevirebiliyor.
Film sinemalarda neredeyse görünmeden kayboldu ama yıllar içinde kült statü kazandı. Bugün bakıldığında asıl şaşırtıcı olan başarısız olması değil, büyük stüdyo sisteminin böyle bir filmi tamamlatmış olması.
6 Speed Racer (2008)

Genç yarışçı Speed, ailesinin tasarladığı Mach 5 ile profesyonel motor sporlarının zirvesine çıkmayı hedefler. Büyük bir şirketin teklifini reddetmesi, yarış dünyasının düşündüğünden çok daha kirli bir sistem tarafından kontrol edildiğini ortaya çıkarır.
Wachowski'ler canlı aksiyon görüntüsünü geleneksel gerçekçilikten koparıp anime kareleri, parlak renk katmanları ve fizik kurallarını önemsemeyen yarış pistleriyle yeniden kuruyor. Yüzler, araçlar ve arka planlar aynı düzlemde üst üste binerken film zaman zaman iki saatlik hareketli grafik tasarımına dönüşüyor.
2008'de fazla sentetik ve yorucu bulunan bu estetik, yıllar sonra filmin en çok savunulan özelliği haline geldi. Speed Racer büyük bütçeli Hollywood'un güvenli görünmek yerine bilerek göz yorucu olmayı seçtiği ender örneklerden biri.
5 Return to Oz (1985)

Dorothy, Oz hakkındaki anıları yüzünden tedaviye götürüldükten kısa süre sonra kendisini yeniden büyülü dünyada bulur. Ancak döndüğü Oz harabeye dönmüştür; eski dostlarının yerini Wheelers, Mombi ve Nome King gibi yeni tehditler almıştır.
Disney logosu taşıyan bir aile filminde elektroşok tehdidiyle açılmak, kafalarını vitrinlerde saklayan bir cadı yaratmak ve Wheelers'ı neredeyse korku filmi yaratıkları gibi kullanmak başlı başına cesur kararlar. Walter Murch, Oz'u renkli bir kaçış alanı yerine çocukluk kâbuslarının fiziksel biçim kazandığı bir dünya olarak ele alıyor.
Return to Oz bugün hâlâ çocukken izleyenlerin neden unutamadığını kolayca açıklıyor. Tanıdık bir markayı güvenli biçimde yeniden üretmek yerine onun en karanlık ihtimallerine gidiyor.
4 The Adventures of Baron Munchausen (1988)

Yaşlı Baron Munchausen, kuşatma altındaki bir şehirde kendi maceralarının sahnelendiği tiyatroya gelir ve anlatılanların yanlış olduğunu iddia eder. Kısa süre sonra genç Sally ile birlikte geçmişteki yol arkadaşlarını bulmak için gerçek ile masal arasında dolaşan bir yolculuğa çıkar.
Terry Gilliam'ın filmi Ay'da başı bedeninden ayrılabilen bir kraldan dev bir deniz yaratığının içine kadar sürekli yeni bir prodüksiyon fikrine atlıyor. Dante Ferretti'nin dev dekorları ve pratik efektler, hikâyenin durmadan daha ileri gitme arzusunu doğrudan görüntüye dönüştürüyor.
Bu taşkınlık yapım sürecini de ünlü biçimde zorlaştırdı, ancak ekranda hâlâ benzersiz bir yoğunluk var. Baron Munchausen büyük stüdyo ölçeğinin bir yönetmenin hayal gücünü sınırlamak yerine büyüttüğü nadir çılgınlıklardan.
3 The 5,000 Fingers of Dr. T. (1953)

Piyano derslerinden nefret eden Bart, uykuya daldığında öğretmeni Dr. Terwilliker'ın yönettiği fantastik bir dünyaya girer. Burada yüzlerce çocuk devasa bir piyanoda çalmaya zorlanırken Bart annesini ve diğer çocukları kurtarmanın yolunu arar.
Dr. Seuss'un yazdığı film, 1950'lerin aile müzikali kalıbını dev eller, yamuk merdivenler, renkten renge geçen kostümler ve totaliter bir müzik akademisiyle bozuyor. Columbia'nın dağıttığı bu pahalı yapımın dekorları çocuk kitabı mantığını gerçek mekâna çevirmeye çalışırken neredeyse sürrealist bir tiyatroya dönüşüyor.
Film döneminde başarısız oldu ama tasarımındaki tuhaflık hiç eskimedi. Bugün çocuk filmi diye pazarlanmış olması bile Hollywood'un 1950'lerde zaman zaman ne kadar kontrolsüz deneyler yapabildiğini hatırlatıyor.
2 Brewster McCloud (1970)

Brewster adlı genç adam Houston Astrodome'un altında gizlice yaşar ve insan gücüyle uçmasını sağlayacak kanatlar geliştirir. Çevresinde kuşlarla bağlantılı garip ölümler yaşanırken bir dedektif Brewster'ın dünyasına yaklaşmaya başlar.
Robert Altman filmi geleneksel hikâye anlatımını baştan itibaren sabote ediyor: kuşlar hakkında konferans veren anlatıcı, slapstick kovalamaca, gizemli cinayetler ve Shelley Duvall'ın ilk sinema rolü aynı ritim içinde birbirine karışıyor. Astrodome ise yalnız bir mekân değil, filmin devasa ve yapay kozmosu haline geliyor.
MGM'nin 1970'te böyle bir projeyi piyasaya sürmesi New Hollywood döneminin kısa süreli özgürlük alanını iyi özetliyor. Brewster McCloud hâlâ Altman'ın en zor sınıflandırılan ve en eğlenceli sapmalarından.
1 Zardoz (1974)

23. yüzyılda dünya Brutals ve Eternals adlı iki ayrı topluluğa bölünmüştür. Zed adlı savaşçı, halkının tanrı olarak gördüğü dev taş Zardoz'un ardındaki dünyaya ulaştığında ölümsüz elitlerin kapalı toplumuyla karşılaşır.
Sean Connery'nin kırmızı bandolier ve dizüstü çizmelerle dolaştığı film daha ilk dakikalarda dev bir taş kafanın gökyüzünde uçup silah dağıtmasıyla niyetini belli ediyor. John Boorman post-apokaliptik aksiyonu Nietzsche, sınıf düzeni, cinsellik ve ölümsüzlük üzerine fikirlerle aynı kaba koyuyor; sonuç zaman zaman bilimkurgudan çok 1970'ler sanat enstalasyonunu andırıyor.
Zardoz'un her fikri çalışmıyor ama listedeki hiçbir film stüdyo destekli tuhaflığı bu kadar kararlı biçimde sonuna kadar götürmüyor. 20th Century Fox'un Sean Connery yıldızlığını bu derece eksantrik bir projeye bağlaması onu listenin doğal zirvesi yapıyor.





Bu Temada Devam Et
Hays Code Öncesi Hollywood’un En Cesur 10 Filmi
Televizyonun Kurallarını Bozan 10 Deneysel Dizi
İtalya’nın Kirli Sokakları: En İyi 10 Poliziotteschi
Kötü Zevkin Sanatı: Trash Sinema’nın 10 Büyük Kült Filmi