Filmekimi, bu yıl Cannes, Venedik ve Toronto gibi festivallerde dünya prömiyerlerini yapan ya da ödülle dönen filmleri İstanbul’a taşıyor. 9–18 Ekim arasındaki programda 43 film var; dolayısıyla birkaç günlük festival takvimi kurarken seçim yapmak kolay değil. Cristian Mungiu’dan Lee Chang-dong’a, Ryûsuke Hamaguchi’den Hirokazu Kore-eda’ya uzanan programı festival karşılığı, eleştirel değer, keşif payı ve seyir deneyimi üzerinden daralttık. Aşağıdaki sıralama iyiden en iyiye ilerliyor; 10 numaradaki Fjord listenin zirvesinde.
10 Coward (2026)

Birinci Dünya Savaşı’nın uzayan cephesine yeni gönderilen genç Belçikalı asker Pierre, kendini kanıtlama isteğiyle savaşın içine girer. Cephe gerisinde, askerlerin moralini yükseltmek için gösteriler düzenleyen Francis’le tanışması ikisini şiddetin ortasında kısa süreli bir başka dünyaya taşır.
Lukas Dhont savaş filminin alışıldık kahramanlık damarını tersine çevirip bedeni, kırılganlığı ve performansı merkeze alıyor. Cephe ile sahne arasındaki karşıtlık, savaşın erkeklik fikrini nasıl disipline ettiğini incelerken iki genç oyuncunun ilişkisine de gösterişsiz bir alan açıyor.
Cannes’da iki başrol oyuncusuna ortak En İyi Erkek Oyuncu ödülü getiren film, büyük tarih anlatısından çok cephede sıkışmış iki insanın nefes alma ihtiyacına yaklaşmasıyla öne çıkıyor. Filmekimi programındaki daha sessiz ama duygusal karşılığı yüksek seçeneklerden biri.
9 Wild Horse Nine (2026)

1973 Şili darbesinin hemen öncesinde iki deneyimli CIA ajanı, Paskalya Adası’nda yürütülecek bir görev için Santiago’dan gönderilir. Eski ortakların görevi, adadaki gençlerle kurulan beklenmedik bağlar ve geçmişten taşınan sırlar nedeniyle giderek daha karmaşık hâle gelir.
Martin McDonagh politik gerilimi kara mizahla buluştururken yıldızlarla dolu kadroyu tek tek parlatmak yerine aralarındaki güvensizlikten yararlanıyor. Uzak ada coğrafyası, darbeye giden Şili’nin tarihsel basıncını kapalı bir oyun alanına çeviriyor.
McDonagh’ın diyalog ritmini casusluk sinemasına taşıması filmi programın en seyirci dostu prestij yapımlarından biri yapıyor. Sam Rockwell, John Malkovich ve Steve Buscemi üçlüsünü aynı gerilim hattında görmek tek başına güçlü bir festival gerekçesi.
8 Hope (2026)

Uzak bir liman kasabasında ortaya çıkan gizemli bir yaratık, bölge sakinlerini hızla büyüyen bir tehditle karşı karşıya bırakır. Polisler ve avcılar farklı yönlerden tehlikenin peşine düşerken, yerel bir olay giderek çok daha büyük bir felaketin işaretine dönüşür.
Na Hong-jin türleri birbirine çarptırma konusundaki iştahını burada bilim kurgu ölçeğine taşıyor. Kasaba gerilimi, yaratık filmi ve büyük bütçeli aksiyon aynı yapıda buluşurken yönetmenin insan paniğine ve yanlış kararlara duyduğu ilgi kaybolmuyor.
Hope, ağır dramların yoğun olduğu bir festival gününde tempolu ve görsel açıdan iddialı bir karşı seçenek sunuyor. Yıldız kadrosu kadar Na Hong-jin’in on yıllık uzun metraj arasından sonra yeniden sinemaya dönmesi de filmi Filmekimi’nin en merak uyandıran başlıklarından biri yapıyor.
7 Everytime (2026)

Trajik bir kaybın ardından bir anne, kızı ve olayla ilişkilendirilen genç bir erkek, yarım kalmış bir aile tatilini yeniden kurmak üzere Kanarya Adaları’na gider. Yolculuk ilerledikçe suçluluk, yas ve birbirlerine karşı taşıdıkları öfke aynı mekânda yan yana gelir.
Sandra Wollner yas anlatısını açıklamalarla düzleştirmek yerine zaman duygusunu bozarak ele alıyor. Güneşli tatil coğrafyası ile karakterlerin iç dünyası arasındaki sert mesafe, filmi klasik aile dramından daha tekinsiz ve duyusal bir yere taşıyor.
Cannes Belirli Bir Bakış’ın büyük ödülünü alan Her Defa, programdaki büyük yönetmen isimleri arasında kolayca gözden kaçabilecek türden bir film. Tam da bu nedenle Filmekimi’nde keşif duygusu arayanlar için listenin en değerli duraklarından biri.
6 The Dreamed Adventure (2026)

Bulgaristan’ın Türkiye sınırına yakın bir kasabasında çalışan Veska, eski tanıdığı Said’le karşılaşınca ona yardım etmeyi kabul eder. Said’in ortadan kaybolmasıyla birlikte Veska, kasabanın suç ilişkileri ve eski hesapları arasında tehlikeli bir yolculuğa çekilir.
Valeska Grisebach toplumsal gerçekçiliği suç filminin gerilimiyle birleştirerek sınır bölgesindeki ekonomik ve toplumsal dönüşümü karakterlerin gündelik davranışlarına yayıyor. Profesyonel olmayan oyuncuların varlığı, hikâyeye cilalı bir gangster filmi havasından çok yaşanmışlık hissi katıyor.
Cannes Jüri Ödülü sahibi film, sabır isteyen süresi ve düşük tempolu yapısıyla listedeki en kolay tercih değil. Karşılığında, 1990’lar sonrası Balkan coğrafyasını suç, arzu ve güç üzerinden alışılmadık bir biçimde okuyan zengin bir dünya sunuyor.
5 Fatherland (2026)

Thomas Mann, 1949’da savaş sonrasında ilk kez Almanya’ya döner ve kızı Erika ile birlikte Frankfurt’tan Weimar’a doğru yolculuğa çıkar. Bölünmüş ülkenin manzarası boyunca aile bağları, sürgün deneyimi ve geçmişle kurulabilecek ilişkinin sınırları açığa çıkar.
Paweł Pawlikowski geniş tarihsel arka planı kısa ve yoğun bir yol filmine sıkıştırıyor. Siyah-beyaz görüntüler ve kontrollü kadrajlar, savaş sonrası Almanya’nın fiziksel yıkımını Mann ailesinin duygusal mesafesiyle aynı çizgide buluşturuyor.
82 dakikalık süresiyle programın en yoğun fakat en ekonomik filmlerinden biri. Sandra Hüller ve Hanns Zischler’in merkezde olduğu bu tarihsel yüzleşme, Pawlikowski’nin biçimsel titizliğini sevenler için listenin üst sıralarını hak ediyor.
4 All of a Sudden (2026)

Paris yakınlarında bir bakımevini yöneten Marie-Lou, daha insani bakım yöntemleri için kurum içindeki dirençle mücadele eder. İleri evre hastalıkla yaşayan Japon tiyatro yönetmeni Mari ile tanışması, iki kadının hayatında beklenmedik bir dostluğun kapısını açar.
Ryûsuke Hamaguchi üç saati aşan süreyi büyük dramatik kırılmalardan çok konuşmalar, gündelik bakım emeği ve iki kadının birbirini dinleme biçimi üzerine kuruyor. Film, ölüm fikrini melodrama teslim etmeden insan onuru ve bakım etiği üzerinden tartışıyor.
Uzun süresi festival programında ciddi bir zaman yatırımı istiyor, fakat Hamaguchi’nin karakterlerle geçirdiği zaman burada doğrudan filmin yöntemine dönüşüyor. Sakin ritme açık izleyici için Filmekimi’nin en derin ve kalıcı deneyimlerinden biri olabilir.
3 Look Back (2026)

Manga çizmeye tutkuyla bağlı iki genç kızın yolları sanat sayesinde kesişir ve aralarındaki bağ yıllar boyunca ortak üretimlerinin merkezine yerleşir. Film, iki farklı mizacın yaratıcı rekabet ve dostluk üzerinden birbirini nasıl beslediğini takip eder.
Kore-eda, Tatsuki Fujimoto’nun mangasını uyarlarken hikâyeyi genç sanatçıların çalışma alışkanlıkları ve aralarındaki sessiz etkileşim üzerine taşıyor. 35mm çekim tercihi de çizim, kâğıt ve fiziksel üretim hissini filmin dokusuna yaklaştırıyor.
Daha önce animeye uyarlanan bir esere Kore-eda’nın canlı aksiyon yaklaşımı başlı başına merak nedeni. 99 dakikalık süresi, güçlü oyuncu kadrosu ve yaratıcı emeğe odaklanan yapısıyla festival programında hem erişilebilir hem de özel bir yerde duruyor.
2 Possible Love (2026)

İşten çıkarılmış bir fabrika işçisi ile eşi, belgesel çeken başka bir çiftin hayatına dahil olur. Kamera etrafında başlayan karşılaşma, iki evliliğin sınıfsal farklarını, bastırılmış arzularını ve birbirlerine bakışlarını giderek daha açık hâle getirir.
Lee Chang-dong sekiz yıllık aranın ardından sınıf meselesini romantik ilişkilerin içine yerleştiriyor. Belgesel çekme fikri, karakterler arasındaki ekonomik eşitsizliği yalnız konu olarak değil kimin kimi gözlemlediği ve kimin hikâyesini anlattığı sorusu üzerinden de keskinleştiriyor.
Jeon Do-yeon, Sul Kyung-gu, Zo In-sung ve Cho Yeo-jeong’dan oluşan dörtlü, filmi büyük ölçüde oyunculuk üzerinden taşıyor. Venedik Büyük Jüri Ödülü’nün ardından Filmekimi’ne gelen Olası Aşklar, yılın en önemli auteur dönüşlerinden biri.
1 Fjord (2026)

Romanya’dan Norveç’in uzak bir kıyı kasabasına yerleşen bir aile, ergen kızlarının vücudundaki morlukların fark edilmesiyle resmî bir soruşturmanın merkezine girer. Ailenin ebeveynlik anlayışı, inançları ve yeni çevreleriyle ilişkisi giderek daha sert biçimde sorgulanır.
Cristian Mungiu aile içindeki gerilimi kültürel uyum, devlet müdahalesi ve toplumsal önyargı ekseninde büyütüyor. Sebastian Stan ile Renate Reinsve’nin karşı karşıya kaldığı sistem, yönetmenin ahlaki belirsizliklere dayanan sinemasına geniş ve tartışmalı bir alan açıyor.
2026 Cannes Altın Palmiye’sini kazanan Fjord, Filmekimi programının en görünür filmi olmasının ötesinde tartışma üretme kapasitesi yüksek bir yapım. Mungiu’nun ikinci Altın Palmiye’sine uzanan film, festivalde tek bir filme öncelik verilecekse en güçlü aday.



Bu Temada Devam Et
Altın Koza 2026 Filmleri: Yarışmadaki 10 Yerli Film
2026’nın Şimdiye Kadarki En İyi Festival Filmleri: Cannes, Berlin ve Diğer Festivallerden Öne Çıkanlar
Güney Kore Bilim Kurgu Filmleri: En İyi 10 Yapım
Türk Korku Filmleri: Unutulmuş ve Gözden Kaçmış 10 Yapım