Trash sinema denildiğinde ilk akla gelen şey çoğu zaman kötü oyunculuk, ucuza yapılmış efektler, acemi kurgu ve ne pahasına olursa olsun seyirciyi şaşırtmaya çalışan filmler oluyor. Oysa trash filmler, yalnızca “kötü yapılmış sinema” başlığı altında toplanamayacak kadar geniş ve garip bir kültür yarattı. Bazıları gerçekten sınırlı imkânlar ve beceriksiz tercihler nedeniyle tuhaflaştı; bazılarıysa tam tersine zevksizliği, aşırılığı ve kabalığı bilinçli bir estetik programa dönüştürdü.
Bu nedenle Plan 9 from Outer Space ile Pink Flamingos aynı listede yer alabilse de aynı biçimde “kötü” değiller. Ed Wood’un filmi yıllar içinde istemsiz komedinin ve bad movie kültünün sembolüne dönüşürken John Waters ne yaptığını gayet iyi biliyordu. Herschell Gordon Lewis kan ve bağırsakla exploitation sınırlarını zorluyor, Russ Meyer pulp erotizmiyle saldırgan kadın karakterleri bir araya getiriyor, Troma ise ucuzluğu neredeyse bir marka kimliğine dönüştürüyordu. Türkiye tarafında Dünyayı Kurtaran Adam gibi filmler de bambaşka üretim koşullarından doğup zamanla uluslararası kült seyircinin sahiplendiği paracinema örneklerine dönüştü.
Trash sinemanın ne olduğunu ve camp, B-movie ile exploitation arasındaki farkları daha ayrıntılı görmek isteyenler önce Trash Sinema Nedir? Kötü Zevkin Kült Sinemaya Dönüşmesi rehberimize bakabilir. Buradaysa teoriyi bir kenara bırakıp kötü zevkin, düşük bütçenin, aşırılığın ve seyircinin sahiplenme biçiminin sinema tarihinde nasıl gerçek bir kült kanon yarattığına bakıyoruz.
10 The Toxic Avenger (1984)

Tromaville adlı suç ve zehirli atıklarla dolu kasabada yaşayan Melvin, bir spor salonunda temizlik görevlisi olarak çalışan ve çevresindekilerin sürekli aşağılayıp eğlendiği genç bir adamdır. Bir grup zorbanın hazırladığı şaka kontrolden çıkınca Melvin pencereden zehirli atık dolu bir varile düşer. Kazadan sağ çıkar ama bedeni korkunç biçimde değişirken olağanüstü bir fiziksel güce kavuşur. Yeni haliyle Tromaville'in suçlularına karşı son derece kanlı bir adalet kampanyası başlatır.
Troma'nın sinema anlayışını tek filmde görmek mümkün: ucuz makyajlar, aşırı gore, kaba seks şakaları, anlamsız derecede acımasız kötü karakterler ve çizgi roman mantığıyla ilerleyen bir kahramanlık hikâyesi. Kaufman ile Herz bunları gizlemeye çalışmak yerine iyice abartıyor. Film cilalı görünmeyi amaçlamıyor; aksine yapımın ucuzluğu, Tromaville'in çürümüş dünyasıyla birlikte mizahın parçasına dönüşüyor. Şiddetin bir anda karikatür düzeyinden rahatsız edici bir sertliğe çıkması da Troma'nın yıllarca sürdüreceği tavrı daha ilk filmde belirliyor.
The Toxic Avenger'ın kalıcılığı teknik kusursuzluktan çok kendine ait bir dünya yaratabilmesinde. Film devam yapımlarına, çizgi romana ve animasyon dizisine uzanan bir kült markaya dönüştü; Troma da bağımsız B-movie sinemasının en tanınan isimlerinden biri oldu. Trash sinemanın çirkinliğini saklamak yerine sahiplenip seyirciyle bunun üzerinden bağ kurduğu damar burada bütün açıklığıyla görülüyor.
9 Street Trash (1987)

New York'taki bir içki dükkânının sahibi, bodrumda yıllardır bekleyen Viper adlı ucuz bir içki kasası bulur ve şişeleri çevrede yaşayan evsizlere satmaya başlar. Ancak Viper'ı içen insanların bedenleri birkaç dakika içinde rengârenk bir sıvıya dönüşerek erimektedir. Film bu tuhaf olayın çevresinde hurdalıkta yaşayan evsizleri, şiddete eğilimli Vietnam gazisi Bronson'ı ve hayatta kalmaya çalışan iki kardeşi birbirine bağlayan dağınık bir hikâye kurar.
Street Trash'ın hafızada kalan tarafı hikâyesinden çok fiziksel efektlerindeki iştah. İnsan bedenleri pembe, mavi, sarı ve yeşil sıvılara dönüşürken gore neredeyse çizgi film estetiğine yaklaşıyor. J. Michael Muro'nun hareketli kamerası, kirli New York sokakları ve hurdalık mekânları bu görsel aşırılığa enerjik bir zemin sağlıyor. Filmin mizahı ise bilinçli biçimde kaba, saldırgan ve zaman zaman rahatsız edici; 1980'lerin sınır tanımayan exploitation tavrı bugün çok daha sert hissedilebiliyor.
VHS döneminde keşfedilip kültleşen Street Trash, video raflarının sunduğu özgürlüğün iyi örneklerinden biri. Büyük stüdyoların kolay kolay yanaşmayacağı görüntüler, karakterler ve espriler burada herhangi bir fren olmadan yan yana geliyor. Zarif veya dengeli değil; zaten kalıcı olmasını sağlayan da o kontrolsüzlüğü.
8 Faster, Pussycat! Kill! Kill! (1965)

Varla, Rosie ve Billie adlı üç go-go dansçısı çölde arabalarıyla dolaşırken genç bir çiftle karşılaşır. Varla'nın şiddete eğilimli tavrı olayları kısa sürede geri dönüşü olmayan bir noktaya taşır. Üç kadın daha sonra çölde yaşayan yaşlı bir adam ve iki oğlunun yanına gider; ailenin sakladığı para hakkındaki söylenti, zaten gergin olan ortamı giderek daha tehlikeli hale getirir.
Russ Meyer sexploitation sinemasının beden ve arzu takıntısını burada alışılmadık derecede saldırgan kadın karakterlerle birleştiriyor. Filmin merkezinde Tura Satana var; Varla'nın keskin bakışları, siyah kıyafeti ve fiziksel hakimiyeti filmin posterinden diyaloglarına kadar her şeyi belirliyor. Meyer'ın sert siyah-beyaz görüntüleri, hızlı arabalar, çöl ve abartılı pulp diyalogları filme çizgi romanı andıran bir enerji veriyor. Cinselliği pazarlayan bir exploitation filmi olmasına rağmen kadınların pasif kurban değil şiddetin asıl kaynağı olması hâlâ çarpıcı.
Faster, Pussycat! Kill! Kill! ilk gösterim döneminden çok sonraki yıllarda asıl kült kimliğini kazandı. Punk estetiğinden camp kültürüne kadar farklı çevrelerin sahiplendiği film, Russ Meyer'ın sinemasını yalnızca erotik exploitation etiketiyle açıklamanın yetersizliğini de gösteriyor. Varla ise kült sinemanın en kolay tanınan anti-kahramanlarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.
7 Blood Feast (1963)

Miami'de yemek şirketi işleten Fuad Ramses dışarıdan bakıldığında sıradan bir esnaf gibi görünür. Gerçekte ise eski Mısır tanrıçası Ishtar'ı yeniden hayata döndürmek için kadınları öldürmekte ve bedenlerinden parçalar toplamaktadır. Ramses'in büyük bir davet için yemek hazırlamak üzere tutulması, gerçekleştirmeye çalıştığı kanlı ritüel için aradığı fırsatı yaratırken polis art arda gelen cinayetlerin failini bulmaya çalışır.
Blood Feast bugün bakıldığında oyunculukları ve dramatik yapısıyla oldukça ilkel görünebilir; fakat Herschell Gordon Lewis'in hedefi klasik korku sinemasının zarafeti değildi. Kamera parçalanmış bedenlerden ve parlak kırmızı kandan kaçmıyor. 1963 seyircisi için alışılmadık derecede açık olan bu görüntüler, filmi modern splatter ve gore sinemasının temel taşlarından biri haline getirdi. Efektlerin yapaylığı bile filmin cazibesinin parçası; Lewis gerçekçilikten çok seyirciye daha önce perdede görmediği bir gösteri satıyor.
Blood Feast'in sinema tarihindeki yeri iyi işlenmiş bir gerilim filmi olmasından değil, exploitation sinemasının neleri gösterebileceğinin sınırını değiştirmesinden geliyor. Ardından gelecek sayısız düşük bütçeli gore yapımı için ticari bir model oluşturdu. Trash tarihinde bazen önemli olan estetik incelik değil, kapıyı ilk kimin tekmeleyerek açtığıdır.
6 Basket Case (1982)

Duane Bradley, elinde kilitli büyük bir sepetle New York'a gelir ve Times Square yakınlarında ucuz bir otele yerleşir. Çevresindeki herkes sepetin içinde ne olduğunu merak ederken Duane geçmişinden gelen çok daha karanlık bir sırrı taşımaktadır. Sepette yaşayan Belial, eskiden bedenini paylaştığı deforme ikiz kardeşidir. İki kardeş, onları zorla ayıran doktorları bulmak ve intikam almak için şehre gelmiştir.
Frank Henenlotter düşük bütçenin açıklarını kapatmaya çalışmıyor; filmin kişiliğini doğrudan o ucuzluğun etrafında kuruyor. Belial'ın kukla ve stop-motion efektleri hiçbir zaman kusursuz görünmüyor ama yaratığın öfkesiyle Duane'ın utancı arasındaki ilişki filme beklenmedik bir duygusal taraf kazandırıyor. Eski Times Square'in otelleri, seks dükkânları ve kirli sokakları da Basket Case'in dünyasına stüdyo dekoruyla kolay kolay elde edilemeyecek bir hava veriyor.
Yaklaşık 35 bin dolarlık bütçeyle çekilen Basket Case, gece yarısı gösterimlerinden ev videosuna uzanan klasik kült yolculuklardan birini yaşadı. Belial zamanla korku sinemasının en tanınabilir düşük bütçeli yaratıklarından birine dönüştü. Filmin hâlâ sevilmesi yalnızca komik görünmesine değil, bütün o tuhaflığın içinde gerçek bir kişiliğe sahip olmasına bağlı.
5 Plan 9 from Outer Space (1957)

Dünyanın giderek daha tehlikeli silahlar üretmesinden endişelenen uzaylılar, insanlığı durdurmak için Plan 9 adını verdikleri bir yöntemi devreye sokar. Amaçları mezarlıklardaki ölüleri diriltip insanlığın dikkatini çekmek ve dünyalıları kendi kendilerini yok etmekten vazgeçirmektir. Uçan daireler, zombiler, askerler ve polisler aynı hikâyenin içinde buluşurken olaylar Ed Wood'a özgü garip bir bilim kurgu mantığıyla ilerler.
Plan 9'un trash ünü bilinçli bir provokasyondan değil, filmi oluşturan hataların olağanüstü yoğunlukta bir araya gelmesinden doğdu. Sallanan mezar taşları, tuhaf diyaloglar, gündüz ile gecenin aynı sekans içinde değişmesi, oyuncak gibi duran uçan daireler ve Bela Lugosi'nin ölümünden önce çekilmiş görüntülerinin filme dahil edilmesi yıllardır konuşuluyor. Ed Wood bütün bunları şaka olsun diye yapmıyordu; filmi özel kılan şeylerden biri de yönetmenin anlattığı hikâyeye duyduğu sarsılmaz inanç.
Yıllarca 'dünyanın en kötü filmi' etiketiyle anılan Plan 9 artık bundan daha ilginç bir yerde duruyor. Bad movie seyirciliğinin, filmlerin topluca izlenip kusurları üzerinden yeniden sahiplenilmesinin ve istemsiz camp anlayışının temel referanslarından biri haline geldi. Wood'un başarısızlıkları zaman içinde filmin kimliğine dönüştü.
4 Female Trouble (1974)

Dawn Davenport, Noel'de istediği cha-cha topuklu ayakkabıları alamayınca ailesiyle kavga edip evden kaçar. Sonraki yıllarda evlilik, annelik ve sıradan hayat ona göre olmadığını kanıtlar. Dawn giderek suça, şöhrete ve kendi görüntüsünü bir gösteriye dönüştürmeye yönelir. Onu keşfeden kuaför çifti Donald ve Donna Dasher ise suç ile güzellik arasında kurdukları tuhaf teoriyle Dawn'ın daha da uç noktalara gitmesini teşvik eder.
John Waters burada kötü zevki gelişigüzel bir şok aracından çok başlı başına bir dünya görüşüne dönüştürüyor. Divine'ın Dawn Davenport'ı lise öğrencisinden suç ünlüsüne kadar her aşamada ölçüsüz, narsist ve komik. Van Smith'in makyaj ve kostümleri güzellik fikrini sürekli çirkinlikle karıştırırken Dreamlanders kadrosunun oyunculuk tarzı filmin tonuna tam oturuyor. Waters'ın suç ile güzelliği yan yana getiren fikri film ilerledikçe giderek büyüyen kara bir şakaya dönüşüyor.
Female Trouble, Waters'ın yalnızca seyirciyi ne kadar ileri götürebileceğiyle ilgilenmediğini açıkça gösteriyor. Şöhret, güzellik, suç ve seyirlik olma arzusu aynı potada eriyor. Divine'ın performansı ve Waters'ın Baltimore çevresinde geliştirdiği bağımsız üretim kültürü sayesinde film, bilinçli bad taste'in en kişisel örneklerinden biri olarak kaldı.
3 Dünyayı Kurtaran Adam (1982)

Uzay pilotları Murat ve Ali, bilinmeyen bir düşmanla girdikleri çatışmanın ardından yabancı bir gezegene düşer. Burada insanlığı tehdit eden güçlü bir büyücünün kurduğu düzenle karşılaşırlar. Murat ile Ali bir yandan gezegenin yaratıkları ve savaşçılarıyla mücadele ederken diğer yandan büyücünün dünyayı ele geçirmek için aradığı gücü durdurmaya çalışır.
Dünyayı Kurtaran Adam'ın bugün sahip olduğu ün yalnızca düşük bütçesinden değil, imkânsız görünen bir bilim kurgu macerasını eldeki her malzemeyi kullanarak kurmaya çalışmasından geliyor. Star Wars'tan alınan görüntüler, başka filmlerden tanıdık müzikler, kumaş ve karton hissi veren yaratıklar, akrobatik dövüşler ve Cüneyt Arkın'ın hiç durmayan fiziksel enerjisi aynı potaya giriyor. Çetin İnanç'ın çalışma yöntemi pahalı efektlerin yerini sürekli hareketle dolduruyor; sonuç çoğu zaman istemeden komik ama aynı zamanda hayranlık uyandıracak kadar gözü kara.
Film yıllar sonra uluslararası kült çevrelerinde 'Turkish Star Wars' adıyla yeniden keşfedildi ve Yeşilçam'ın hızlı, düşük bütçeli üretim kültürünün en tanınan örneklerinden birine dönüştü. Dünyayı Kurtaran Adam'a yalnızca başarısız bir taklit demek bu nedenle eksik kalıyor. Kaynak sıkıntısının hayal gücüyle çarpıştığı ve kusurların yıllar sonra bambaşka bir seyir zevki yarattığı çok özel bir paracinema örneği.
2 The Rocky Horror Picture Show (1975)

Yeni nişanlanan Brad ile Janet, yağmurlu bir gecede arabaları bozulunca yardım aramak için yakındaki eski bir şatoya sığınır. İçeride onları Dr. Frank-N-Furter ve son derece tuhaf misafirleri karşılar. O gece şatoda sıradan bir parti değil, Frank-N-Furter'ın laboratuvarında yarattığı Rocky adlı kusursuz erkek bedeninin doğumu kutlanacaktır. Brad ile Janet kısa süre içinde alıştıkları ahlaki ve cinsel kuralların işlemediği bir dünyanın ortasında kalır.
Jim Sharman'ın filmi eski bilim kurgu ve korku B-filmlerini rock müzik, drag kültürü, cinsel özgürlük ve sahne gösterisinin taşkınlığıyla birleştiriyor. Tim Curry'nin Frank-N-Furter performansı filmin motoru; tek bir bakış veya cümleyle bütün sahnenin kontrolünü ele geçirebiliyor. Dekorların yapaylığı, kostümlerin gösterişi ve filmin türler arasında hiçbir çekince duymadan dolaşması camp estetiğini bilinçli biçimde büyütüyor. Buradaki trash tavrı üretim yetersizliğinden çok yüksek ve düşük kültür arasındaki sınırların neşeyle parçalanmasından geliyor.
The Rocky Horror Picture Show'un asıl hikâyesi sinema perdesinin dışında devam etti. Gece yarısı gösterimleri, kostümlü seyirciler, perdeye verilen toplu tepkiler ve yıllar içinde oluşan ritüeller filmi kült sinemanın en önemli katılımcı seyir deneyimlerinden birine çevirdi. Trash ve camp'in yalnızca filmin içinde değil, seyircinin onu nasıl sahiplendiğinde de oluşabileceğinin en güçlü örneklerinden biri.
1 Pink Flamingos (1972)

Babs Johnson, annesi Edie ve küçük çevresiyle birlikte Baltimore dışında bir karavanda saklanan kötü şöhretli bir suçludur. Magazin tarafından kendisine verilen 'dünyanın en iğrenç insanı' unvanıyla gurur duyan Babs'ın huzuru, Connie ve Raymond Marble çiftinin aynı unvan üzerinde hak iddia etmesiyle bozulur. İki taraf arasında başlayan rekabet giderek daha kaba, daha ahlaksız ve daha akıl almaz eylemler üzerinden yürüyen bir üstünlük savaşına dönüşür.
Pink Flamingos'ta kötü zevk bir yan etki değil filmin konusu, biçimi ve dünya görüşü. John Waters seyircinin kabul sınırlarını sürekli ölçüyor; Divine ise bütün bu meydan okumayı bedeninde toplayan bir yıldız gibi oynuyor. 16 mm görüntünün hamlığı, gerçek mekânlar, Dreamlanders kadrosu ve bilinçli biçimde çirkin kostüm ile dekorlar Hollywood'un zevk anlayışına karşı kurulmuş bir yeraltı gösterisi havası yaratıyor. Waters ne kadar ileri gidebileceğini görmek için kuralları tek tek ihlal etmekten çekinmiyor.
Pink Flamingos'un ünü yıllardır şok edici birkaç sahne üzerinden anlatılıyor ama film yalnızca provokasyon toplamı değil. Waters'ın dışarıda bırakılan insanları, drag kültürünü, yeraltı sanatını ve kötü zevki gururla merkeze aldığı bir karşı-kültür gösterisi. Midnight movie seyircisinin sahiplenmesiyle büyüyen film, trash sinemanın utanç duyulacak bir başarısızlık değil bilinçli bir estetik tercih olabileceğini en açık biçimde gösteren yapım olarak listenin zirvesinde duruyor.




Bu Temada Devam Et
Hays Code Öncesi Hollywood’un En Cesur 10 Filmi
Gece Yarısı Seanslarında Kültleşen 10 Film
Audrey Hepburn’ün En İyi 8 Filmi
İtalya’nın Kirli Sokakları: En İyi 10 Poliziotteschi