1970’ler İtalya’sında suç sineması yalnızca gangsterleri ve polisleri karşı karşıya getirmiyordu. Bombalı saldırılar, siyasi şiddet, uyuşturucu trafiği, sokak suçu ve devlet kurumlarına duyulan güvensizlik günlük hayatın parçası haline gelirken poliziotteschi, bütün bu huzursuzluğu hızla hareket eden otomobiller, acımasız suçlular ve yasayla arasındaki mesafeyi giderek açan polisler üzerinden perdeye taşıdı. Amerikan polis filmlerinin etkisi açıktı; fakat ortaya çıkan sinema, İtalya’nın kendi toplumsal korkularıyla çok daha sert bir karakter kazandı.
Türün filmlerinde kanun çoğu zaman çözüm üretmekte yetersizdir. Polis prosedürü suçluların arkasında kalır, mahkemeler sonuç vermez, tanıklar konuşmaya cesaret edemez ve kahraman polisler giderek hukukun dışına çıkar. Street Law bunu sıradan bir vatandaşın vigilante’ye dönüşmesi üzerinden anlatırken The Tough Ones ile The Big Racket polisi doğrudan sistemin sınırlarını aşmaya itiyor. Fernando Di Leo’nun filmleriyse aynı şehre suçluların tarafından bakarak mafya, para ve sınıf ilişkilerini öne çıkarıyor.
Bu nedenle en iyi poliziotteschi filmleri, yalnızca silahlı çatışmaların veya araba kovalamacalarının en iyi örnekleri değildir. Türün kalıcı filmleri, 1970’ler İtalya’sında suç korkusuyla otorite arzusunun birbirine ne kadar tehlikeli biçimde yaklaşabildiğini de gösteriyor. Aşağıdaki on film, Eurocrime sinemasının gangster hikâyelerinden sert polis filmlerine, siyasi paranoyadan açık vigilante fantazilerine uzanan farklı yüzlerini bir araya getiriyor.
10 Live Like a Cop, Die Like a Man (1976)

Roma'da görev yapan Alfredo ve Antonio, suç örgütleriyle mücadele etmek için oluşturulan özel bir polis biriminde çalışıyor. İkili sıradan polis prosedürleriyle pek ilgilenmiyor; takip ettikleri suçlulara karşı şiddet kullanmaktan ve onları olay yerinde cezalandırmaktan çekinmiyor. Şehirde etkili olan güçlü bir suç patronuyla karşı karşıya geldiklerinde operasyon giderek kişisel bir hesaplaşmaya dönüşüyor.
Ruggero Deodato daha açılıştaki uzun motosiklet kovalamacasında filmin nasıl bir polis hikâyesi anlatacağını belli ediyor. Alfredo ile Antonio, kanunu uygulayan memurlardan çok rozet taşıyan iki sokak savaşçısı gibi davranıyor. Suçluları yakalamakla yetinmeyip aşağılıyor, dövüyor ve zaman zaman doğrudan infaza kadar gidiyorlar. Film bu davranışları uzun ahlaki tartışmalara açmak yerine aksiyonun doğal parçası gibi sunuyor; tam da bu nedenle polis ile suçlu arasındaki çizgi giderek daha rahatsız edici biçimde bulanıklaşıyor.
Live Like a Cop, Die Like a Man, poliziotteschi'nin hukuk ile polis gücü arasındaki mesafeyi ne kadar açabildiğini çok açık gösteriyor. Deodato'nun yüksek temposu ve iki başrolün neredeyse neşeli bir pervasızlıkla hareket etmesi filmi türün daha ölçülü örneklerinden ayırıyor. Burada düzeni koruyan polis fikri yerini, düzen adına kendi kurallarını koyan iki adama bırakıyor.
9 The Cynic, the Rat and the Fist (1977)

Komiser Leonardo Tanzi'nin daha önce hapse gönderdiği Luigi Maietto serbest kaldığında ilk iş olarak eski düşmanından intikam almaya yöneliyor. Tanzi saldırıdan kurtuluyor ancak öldüğü izlenimini yaratarak yeraltına çekiliyor. Bu sırada Maietto ile Amerikalı gangster Frank Di Maggio Roma'nın suç dünyasında güç kazanmaya çalışıyor. Tanzi de resmi emirleri bir kenara bırakıp iki suç örgütünün arasına giriyor.
Umberto Lenzi, Maurizio Merli'nin polis karakterini burada türün en sert ve en gösterişli haline getiriyor. Tanzi sürekli öfkeli, sürekli hareket halinde ve prosedürü yalnızca önüne çıktığında hatırlıyor. Tomas Milian ile John Saxon ise suç tarafına iki farklı enerji getiriyor: Milian sokağın kurnazlığıyla hareket ederken Saxon daha soğukkanlı ve profesyonel bir mafya düzenini temsil ediyor. Film büyük ölçüde bu üç adamın birbirini sıkıştırdığı, tehdit ettiği ve alt etmeye çalıştığı karşılaşmalardan besleniyor.
The Cynic, the Rat and the Fist, geç dönem poliziotteschi'nin daha büyük, daha hızlı ve daha gösterişli hale gelişini iyi yansıtıyor. Politik huzursuzluk tamamen kaybolmuyor ama filmin ağırlığı giderek sert polis figürü ile renkli suçlular arasındaki doğrudan çatışmaya kayıyor. Merli, Milian ve Saxon'ın aynı filmde buluşması da Eurocrime sevenler için başlı başına güçlü bir çekim yaratıyor.
8 Street Law (1974)

Mühendis Carlo Antonelli bir banka soygunu sırasında suçlular tarafından rehin alınıyor ve ağır biçimde dövülüyor. Polis soruşturmasının sonuçsuz kalması ve saldırganların bulunamaması Carlo'nun yaşadığı aşağılanmayı daha da büyütüyor. Önce suçluları kendi başına aramaya başlıyor, ardından küçük çaplı hırsız Tommy ile istemediği bir ortaklık kuruyor. Böylece farkında olmadan şehrin suç dünyasının daha derinine giriyor.
Street Law polisi merkezden çıkarıp sıradan vatandaşı öne alıyor. Franco Nero'nun Carlo'su ilk başta aksiyon kahramanı gibi davranmıyor; korkuyor, hata yapıyor ve uğradığı saldırının utancını üzerinden atamıyor. Castellari onun silaha ve şiddete yönelişini ani bir kahramanlaşma gibi göstermiyor. Carlo suçlulara yaklaştıkça kendi sınırlarını da kaybediyor ve film vigilante olmanın cazibesiyle tehlikesini aynı hikâyenin içinde tutuyor.
Street Law, 1970'lerin intikam sinemasına yakın duruyor ama İtalyan şehir suçuna özgü güvensizlik duygusunu hiç bırakmıyor. Polisin çözemediği bir suç, Carlo'yu adım adım hukukun dışına itiyor. Film böylece poliziotteschi'nin otorite krizine bu kez polis açısından değil, sistemden sonuç alamayan bir vatandaşın tarafından bakıyor.
7 High Crime (1973)

Cenova'da görev yapan Komiser Belli, küçük çaplı görünen bir uyuşturucu operasyonunun arkasında çok daha büyük bir kaçakçılık ağı bulunduğunu fark ediyor. Soruşturma ilerledikçe suç bağlantıları yerel çetelerden uluslararası isimlere kadar uzanıyor. Belli baskılara rağmen operasyonu sürdürüyor ancak soruşturmanın yarattığı tehlike kısa sürede hem meslektaşlarına hem de ailesine ulaşıyor.
Castellari, The French Connection etkisini gizlemiyor; otomobil takipleri, uyuşturucu ağı ve Fernando Rey'in varlığı bu bağlantıyı zaten açıkça hissettiriyor. Yine de High Crime yalnızca Amerikan modelini İtalya'ya taşımıyor. Belli'nin soruşturması derinleştikçe yasal sınırlar giderek önemsizleşiyor, suç ile devlet arasındaki mesafe de düşündüğünden daha dar görünüyor. Franco Nero'nun karakteri kontrollü bir profesyonelden giderek daha öfkeli ve kişisel hareket eden bir polise dönüşüyor.
High Crime, poliziotteschi'nin uluslararası suç filmi kalıplarını İtalya'nın kendi huzursuzluğuyla nasıl birleştirdiğini çok iyi gösteriyor. Castellari'nin sonraki filmlerinde daha da büyüteceği kovalamaca, şiddet ve sisteme güvensizlik burada çoktan yerleşmiş durumda. Türün 1970'lerde hangi yöne gideceğini haber veren filmlerden biri olarak öne çıkıyor.
6 The Italian Connection (1972)

Milano'da yaşayan küçük çaplı pezevenk Luca Canali, kaybolan bir eroin sevkiyatının sorumlusu olarak gösteriliyor. New York'tan gönderilen iki profesyonel tetikçi onu bulup öldürmek için şehre geliyor, gerçek suçlular da Canali'nin konuşmasını engellemeye çalışıyor. Nereden geldiğini tam olarak anlamadığı bir ölüm emrinin hedefinde kalan Canali, kaçmak yerine kendisini avlayanların peşine düşüyor.
Fernando Di Leo polis merkezinden değil suç dünyasının alt katlarından bakıyor. Luca güçlü bir mafya patronu değil; büyük organizasyonların gerektiğinde kolayca harcadığı küçük bir adam. Mario Adorf'un fiziksel performansı özellikle uzun kovalamacalarda filme büyük enerji veriyor; Henry Silva ile Woody Strode ise neredeyse mekanik birer ölüm makinesi gibi ilerliyor. Milano da düzenli ve güvenli bir şehir olarak değil, paranın ve suç bağlantılarının insanları birbirine sattığı bir yer olarak görünüyor.
The Italian Connection, poliziotteschi ile gangster filminin birbirine en iyi karıştığı örneklerden biri olarak duruyor. Di Leo suç dünyasını romantikleştirmiyor; herkes bir başkasının planında kullanılabiliyor ve kimse gerçekten güvende kalmıyor. Bu sert bakış filmi sıradan bir mafya hikâyesinden çıkarıp dönemin İtalyan suç sinemasının temel parçalarından birine dönüştürüyor.
5 Revolver (1973)

Hapishane müdürü Vito Cipriani'nin eşi kaçırılıyor ve fidye yerine belirli bir mahkûmun serbest bırakılması isteniyor. Cipriani emre uyuyor ancak serbest bıraktığı Milo Ruiz'i hemen kendi kontrolü altına alıyor; eşini geri alıncaya kadar pazarlık kozunu kaybetmek istemiyor. İki adam birlikte ilerledikçe sıradan görünen kaçırma olayının arkasında çok daha büyük siyasi ve kriminal bağlantılar bulunduğunu fark ediyorlar.
Sergio Sollima aksiyondan çok kurumların ne kadar kolay yönlendirilebildiğiyle ilgileniyor. Oliver Reed'in Cipriani'si başlangıçta otoritenin temsilcisi olarak duruyor ancak eşini kurtarmak için kuralları hızla terk ediyor. Fabio Testi'nin Milo'su ise suçlu etiketi taşımasına rağmen hikâye ilerledikçe daha güvenilir görünen bir figüre dönüşüyor. Ennio Morricone'nin hüzünlü müziği de filmi sıradan bir kaçırma geriliminden çıkarıp daha karamsar ve politik bir yere götürüyor.
Revolver, poliziotteschi'nin politik gerilimle kesiştiği en güçlü filmlerden biri olarak öne çıkıyor. Silahlar ve kovalamacalar kadar bilgi, manipülasyon ve iktidar ilişkileri de hikâyeyi belirliyor. Türün yalnızca sokaktaki suç korkusuna değil, sistemin kendisine duyulan kuşkuya da bakabildiğini açıkça gösteriyor.
4 Almost Human (1974)

Giulio Sacchi büyük suç dünyasında kendisine yer açmaya çalışan küçük çaplı ve dengesiz bir suçlu olarak karşımıza çıkıyor. Soygunlardan ve patronlarının verdiği işlerden istediği parayı kazanamayınca zengin bir ailenin genç kızını kaçırmaya karar veriyor. Plan ilerledikçe Sacchi'nin çevresindeki herkese yönelen şiddeti daha da artıyor. Polis müfettişi Walter Grandi ise ardında bıraktığı cesetleri takip ederek ona yaklaşmaya çalışıyor.
Almost Human, polisten çok suçluya zaman ayırıyor ve Tomas Milian'ın Giulio Sacchi'sini filmin gerçek merkezine yerleştiriyor. Sacchi karizmatik bir anti-kahraman gibi görünmüyor; korkaklığı, kibri ve kontrolsüz şiddeti aynı anda taşıyor. Lenzi onun suçlarını parlatmıyor, Henry Silva'nın polis karakterini de kusursuz bir kahramana çevirmiyor. Şehrin suç korkusu burada büyük bir mafya örgütünden değil, hiçbir sınırı olmayan küçük ve öfkeli bir adamdan doğuyor.
Almost Human, türün en rahatsız edici suçlu portrelerinden birini bırakıyor. Milian'ın performansı filmi sıradan polis-av-geriliminin üstüne çıkarıyor; Lenzi'nin karamsarlığı da 1970'lerin toplumsal güvensizliğini neredeyse kesintisiz bir şiddet duygusuna çeviriyor. Film bittikten sonra akılda kalan polis değil, Sacchi'nin yarattığı kirli ve huzursuz dünya oluyor.
3 The Tough Ones (1976)

Komiser Leonardo Tanzi, Roma'nın uyuşturucu satıcılarından silahlı soyguncularına kadar uzanan suç ağıyla mücadele ediyor. Amirleri daha temkinli davranmasını istiyor ancak Tanzi bu emirleri sürekli görmezden geliyor. Hedefinde güçlü suç patronlarının yanında Moretto adıyla bilinen tehlikeli bir sokak suçlusu da bulunuyor. Soruşturma ilerledikçe polis operasyonları ile Tanzi'nin kişisel hesaplaşmaları birbirinden ayrılmaz hale geliyor.
Maurizio Merli'nin Tanzi'si poliziotteschi'nin sert polis arketipini neredeyse saf haliyle temsil ediyor. Şüphelileri dövüyor, emirleri dinlemiyor ve hukukun suçlular karşısında fazlasıyla yavaş kaldığına inanıyor. Umberto Lenzi bu öfkeyi peş peşe gelen banka soygunları, araba takipleri ve sokak çatışmalarıyla besliyor. Tomas Milian'ın Moretto'su ise filmin polis kadar unutulmaz diğer yüzünü oluşturuyor; grotesk görünüşünün altında gerçek bir tehdit taşıyor.
The Tough Ones türün bütün tartışmalı çekiciliğini tek filmde topluyor: hızlı aksiyon, suç korkusu, güçlü adam özlemi ve kurumlara duyulan sabırsızlık. Merli'nin Tanzi karakteri poliziotteschi'nin en tanınan polis tiplerinden birine dönüşüyor. Film de 1970'ler Eurocrime denildiğinde akla gelen şiddet, tempo ve otorite anlayışını çok net biçimde temsil ediyor.
2 Milano calibro 9 (1972)

Hapisten çıkan Ugo Piazza eski hayatından uzak durmak istiyor ancak suç dünyası onu rahat bırakmıyor. Eski patronunun adamları kaybolan büyük miktarda paranın Ugo tarafından çalındığına inanıyor. Polis de aynı paranın peşine düşüyor ve Ugo'nun suç örgütüne yeniden yaklaşmasını fırsat olarak görüyor. Hem mafyanın hem polisin baskısı altında kalan Ugo, ne bildiğini belli etmeden hayatta kalmaya çalışıyor.
Fernando Di Leo'nun suç dünyası gösterişli mafya malikânelerinden çok bürolarda, barlarda, gece kulüplerinde ve Milano'nun soğuk sokaklarında yaşıyor. Gastone Moschin Ugo Piazza'yı sürekli patlamaya hazır bir kahraman gibi değil, mümkün olduğunca az konuşup çevresindekileri tartan biri olarak oynuyor. Mario Adorf'un Rocco'su bunun tam tersine gürültülü, fiziksel ve kontrolsüz davranıyor. Polis tarafındaki ideolojik tartışmalar da hikâyeyi basit gangster çatışmasının dışına çıkarıyor.
Milano calibro 9, İtalyan suç sinemasının Amerikan modellerini kopyalamadan kendi sesini bulduğu filmlerden biri olarak öne çıkıyor. Di Leo suçun birkaç kötü adamdan ibaret olmadığını; para, sınıf ve kurumlarla birbirine bağlandığını gösteriyor. Bu bakış filmi yalnızca güçlü bir gangster hikâyesi değil, poliziotteschi tarihinin temel duraklarından biri haline getiriyor.
1 The Big Racket (1976)

Komiser Nico Palmieri, esnafı tehdit ederek haraç toplayan ve şehri korkuyla kontrol eden bir suç örgütünün peşine düşüyor. Tanıkların konuşmaması ve yakalanan suçluların sistemde kolayca yolunu bulması soruşturmayı sürekli tıkıyor. Palmieri'nin yöntemleri üstlerini de rahatsız etmeye başlayınca giderek yalnız kalıyor. Polis gücüyle sonuç alamadığında suç örgütünden zarar gören sivilleri etrafında toplamaya yöneliyor.
The Big Racket, poliziotteschi'nin merkezindeki rahatsız edici soruyu açık biçimde soruyor: hukuk suçluları durduramıyorsa polis ne kadar ileri gidebilir? Fabio Testi'nin Palmieri'si Maurizio Merli'nin öfkeli polislerinden daha kontrollü başlıyor ancak kurumların sürekli başarısız olması onu adım adım aynı sınırın ötesine itiyor. Castellari araba kazalarını, silahlı çatışmaları ve fiziksel şiddeti büyük bir enerjiyle çekiyor; buna karşılık esnafın ve sıradan insanların yaşadığı korkuya da ciddi yer ayırıyor.
The Big Racket türün ana damarlarını aynı yerde buluşturuyor: sokak suçu, korkmuş vatandaşlar, işlemeyen kurumlar, şiddete başvuran polis ve sonunda hukukun yerini almaya başlayan kişisel adalet. Castellari'nin aksiyon becerisi filmi sürekli hareket halinde tutuyor ama filmin altında hep aynı rahatsızlık dolaşıyor: sistem suçluları durduramadığında çözüm olarak daha fazla şiddet ortaya çıkıyor. Poliziotteschi'nin 1970'ler İtalya'sında neden bu kadar güçlü karşılık bulduğunu tek filmle anlatmak gerektiğinde The Big Racket en eksiksiz örneklerden biri oluyor.




Bu Temada Devam Et
Mahkeme Salonunda Geçen En İyi 12 Film
Çürüyen Bir Şehir: 1970’ler New York’unu En Sert Gösteren 10 Film
Canavar Değiller, İnsanlar: Sinema Tarihinin En Korkutucu 12 Psikopat Karakteri
En İyi Polisiye Filmleri: Dedektifler, Cinayetler ve Çözülemeyen Vakalar