1980’lerin kült korku filmleri yalnız sinema salonlarında doğmadı. VCR’ın evlere girmesi ve video kiralama dükkânlarının hızla yayılması, düşük bütçeli korku filmlerine daha önce sahip olmadıkları ikinci bir dolaşım alanı açtı. Bir filmin ilk vizyonunda büyük iş yapmaması artık son anlamına gelmiyordu; kaseti yıllarca video raflarında kalabilir, yeni izleyiciler bulabilir ve ağızdan ağıza büyüyebilirdi. Criterion’ın ev videosu ve 80’ler korkusu üzerine tarihçesi de bu dönemin bağımsız yapımcılar ve dağıtımcılar için özellikle verimli olduğunu vurguluyor.
Bu yeni düzende filmin kendisi kadar kasetin rafta nasıl göründüğü de önemliydi. Büyük kutular, çarpıcı illüstrasyonlar, gore vaat eden kapaklar ve birkaç kelimede anlatılabilen yüksek konseptler kiralama kararını etkiliyordu. İzleyici bir filmi eleştirmen yazısından değil, video dükkânında yan yana duran onlarca kutunun arasından keşfedebiliyordu. Korku ve exploitation sineması bu ortamda özellikle avantajlıydı; daha önce grindhouse ve drive-in çevresinde yaşayan tür sineması artık evlerin içine girmişti.
Bu yüzden aşağıdaki VHS korku filmleri listesi genel bir “80’lerin en iyi korkuları” listesi değil. The Video Dead neredeyse video çağının kendisini korku fikrine dönüştürüyor; Basket Case birkaç on bin dolarlık yeraltı sinemasından video raflarına uzanıyor; Re-Animator sinemadaki mütevazı ticari hayatının ardından ev videosunda daha geniş karşılık buluyor. Listenin zirvesindeki The Evil Dead ise düşük bütçeli bağımsız bir yapımın kaset dolaşımı, sansür tartışmaları ve tekrar tekrar keşfedilme sayesinde nasıl kalıcı bir korku markasına dönüşebileceğinin en temiz örneklerinden biri.
10 The Video Dead (1987)

Jeff ve Zoe, ailelerinin yeni taşındığı evde gizemli bir televizyon bulur. Cihaz sıradan yayınlar yerine yalnızca zombilerin dolaştığı tuhaf bir film göstermektedir. Televizyondaki ölüler ekranın dışına çıkmaya başladığında kardeşler kendilerini evlerinin çevresine yayılan gerçek bir zombi istilasının ortasında bulur.
The Video Dead'in düşük bütçesi hemen belli oluyor ama filmin cazibesi de biraz burada. Zombilerin televizyon ekranından çıkması, dönemin ev eğlencesi teknolojisini doğrudan korku aracına dönüştürüyor. Makyajlar kirli, mizah tuhaf ve anlatı zaman zaman dağınık; buna karşılık film sanki yalnızca gece yarısı bir video dükkânından kiralanmak üzere tasarlanmış gibi kendine özgü bir enerji taşıyor.
Filmin ABD'de sınırlı sinema gösteriminin ardından 21 Ekim 1987'de VHS'ye çıkması, listedeki yerini özellikle anlamlı kılıyor. The Video Dead yalnız video çağında yeniden keşfedilmiş bir korku filmi değil; evde film izleme kültürünü hikâyesinin içine alan nadir örneklerden. VHS raflarının tuhaf köşelerini temsil etmek için bundan daha uygun bir başlangıç bulmak zor.
9 Chopping Mall (1986)

Bir alışveriş merkezi yeni güvenlik sistemini devreye sokar: geceleri binada devriye gezen silahlı robotlar. Aynı gece mağaza çalışanlarından bir grup kapanıştan sonra içeride kalıp parti yapmaya karar verir. Fırtına sırasında sistem arızalanınca güvenlik robotları insanları tehdit olarak algılamaya başlar ve kapalı alışveriş merkezi ölümcül bir tuzağa dönüşür.
Jim Wynorski filmi karmaşıklaştırmakla hiç ilgilenmiyor. Alışveriş merkezi, gençler ve katil robotlar birkaç dakika içinde aynı oyunun içine giriyor; geri kalanı neon ışıkları, vitrinler, patlamalar ve pratik efektlerle ilerliyor. Özellikle alışveriş merkezinin tüketim cenneti görüntüsüyle mekanik güvenliğin insanlara dönmesi arasında filmin hafif ama eğlenceli bir 80'ler alayı var.
Başlangıçta Killbots adıyla gösterilen filmin Chopping Mall olarak yeniden adlandırılması bile video rafı mantığını özetliyor: daha çarpıcı, daha hızlı anlaşılır, daha kolay hatırlanır. ABD'deki 1987 Lightning Video VHS sürümüyle film tam da ait olduğu pazara ulaştı. Bugün kült statüsünün önemli kısmı da o yüksek konseptli video dükkânı cazibesinden geliyor.
8 Night of the Demons (1988)

Angela, Cadılar Bayramı gecesinde arkadaşlarını terk edilmiş Hull House'da düzenlediği partiye çağırır. Binanın geçmişiyle ilgili söylentiler başta eğlencenin parçası gibi görünür. Ancak grup istemeden şeytani bir varlığı serbest bıraktığında evden çıkış kapanır ve partiye katılanlar birer birer değişmeye başlar.
Night of the Demons olay örgüsünden çok görüntülerle hafızaya yerleşiyor. Angela'nın dansı, grotesk makyajlar, karanlık koridorlar ve giderek daha fazla bozulmuş bedenler filmin esas sermayesi. Kevin Tenney gençlik partisi filmini şeytani ele geçirilme korkusuyla birleştirirken görsel olarak videoda tekrar tekrar izlenebilecek anlar üretmeye özellikle yatkın bir film çıkarıyor.
Filmin video çağıyla ilişkisi yalnız sonradan oluşmuş bir nostalji değil. ABD sinema gösteriminden önce Birleşik Krallık, Japonya ve Batı Almanya'da video prömiyerleri yapılmıştı. Night of the Demons'ın yıllar içinde Cadılar Bayramı favorisine dönüşmesinde makyaj efektleri ve kasetten kasete dolaşmaya uygun gösterişli set-piece'lerinin büyük payı var.
7 The Slumber Party Massacre (1982)

Lise öğrencisi Trish, ailesi şehir dışındayken takım arkadaşlarını evine pijama partisine çağırır. Aynı sırada hapishaneden kaçan seri katil Russ Thorn mahalleye gelir. Elindeki büyük matkapla gençleri takip eden Thorn, gece ilerledikçe parti evinin çevresini bir saldırı alanına dönüştürür.
Film bir slasher'ın bütün tanıdık malzemelerini kullanıyor ama arkasında Rita Mae Brown'ın başlangıçta türle dalga geçmek için yazdığı senaryonun izleri var. Amy Holden Jones filmi tamamen parodiye dönüştürmediği için ortaya garip bir gerilim çıkıyor: kamera zaman zaman dönem slashers'larının sömürücü bakışını tekrar ediyor, başka anlarda ise erkek katilin matkabını o kadar belirgin bir simgeye çeviriyor ki tür kendi aşırılığıyla yüzleşiyor.
ABD'de 1983'te Embassy Home Entertainment tarafından VHS'ye çıkan film, Britanya video döneminde kesintilere ve hatta Slumber Party Murders adıyla yeniden adlandırılmaya kadar uzanan bir sansür geçmişi yaşadı. Video raflarında dolaşan farklı sürümler, filmin kült hayatının da parçası oldu. Bugün yalnız slasher meraklılarının değil, türün kadınlar tarafından nasıl yeniden yorumlanabileceğine bakan izleyicilerin de geri döndüğü bir yapım.
6 The Stuff (1985)

Topraktan çıkan beyaz ve tatlı bir madde keşfedildikten sonra The Stuff adıyla hızla piyasaya sürülür. Ürün kısa sürede ülkenin en popüler yiyeceklerinden biri haline gelir. Endüstriyel casus David Rutherford ürünün nasıl üretildiğini araştırmaya başladığında The Stuff'ın tüketiciler üzerinde çok daha ciddi bir etkisi olduğunu fark eder.
Larry Cohen yaratık filmini reklamcılık ve tüketim kültürü hicviyle birleştiriyor. İnsanların içeriğini bilmedikleri parlak ambalajlı bir ürünü reklamlar sayesinde büyük bir istekle tüketmesi, canavarın kendisinden daha komik ve daha rahatsız edici. Beyaz maddenin duvarlardan akması ve insan bedenlerini ele geçirmesi de filmin alaycı tüketim eleştirisini elle tutulur bir yaratık efektine dönüştürüyor.
The Stuff 1985'te New World Home Video tarafından VHS ve Betamax'a çıkarıldı; orijinal VHS sürümünün bazı görüntüleri atlaması da filmin karmaşık ev videosu geçmişinin parçası. Reklam estetiğini, köpüklü efektleri ve kolay anlatılan konseptini bir araya getiren film, video rafında kapaktan seçilecek türden bir yapımdı. Yıllar sonra bile kült hayatını sürdürmesi biraz da bu garip ürün-film kimliğinden geliyor.
5 Street Trash (1987)

Brooklyn'deki bir içki dükkânının sahibi bodrumda yıllardır duran ucuz Viper şişelerini evsiz müşterilere satmaya başlar. İçkinin insan bedenini birkaç dakika içinde eriterek renkli bir sıvıya dönüştürdüğü anlaşılır. Aynı çevrede yaşayan Fred ve Kevin ise şiddet, yoksulluk ve suçla dolu hayatlarını sürdürmeye çalışır.
Street Trash'ın bütün kimliği aşırılık üzerine kurulu. Erime efektleri gerçekçi olmaya çalışmak yerine mor, sarı ve mavi renklere dönüşüyor; film fiziksel iğrençliği neredeyse çizgi film canlılığıyla gösteriyor. Brooklyn'in terk edilmiş alanları ve hurda görüntüsü de stüdyo dekoru değil; düşük bütçeli filmin çirkinliğini çevresindeki gerçek kentsel doku tamamlıyor.
Film 1988'de ABD'de Lightning Video tarafından VHS'ye çıkarıldı; İngiltere ve Almanya'daki kaset sürümleri ise şiddet nedeniyle kesintiler yaşadı. Street Trash tam video çağının uç noktalarında yaşayabilecek türden bir film: afişte ya da televizyonda kolay satılmayacak kadar pis, ama korku rafında ne kadar ileri gidebileceğini görmek isteyen izleyici için fazlasıyla merak uyandırıcı.
4 From Beyond (1986)

Bilim insanı Crawford Tillinghast ve Dr. Edward Pretorius, beynin epifiz bezini uyararak insanların normalde algılayamadığı başka bir gerçeklik boyutunu görmesini sağlayan Resonator adlı cihazı geliştirir. Deney başarılı olduğunda bu dünyanın canlılarının da insanları görebildiği anlaşılır. Pretorius'un ortadan kaybolmasının ardından Crawford, psikiyatrist Katherine McMichaels ile birlikte cihazı yeniden çalıştırmak zorunda kalır.
Stuart Gordon, Lovecraft fikrini 1980'lerin pratik efekt gösterisine dönüştürüyor. Mor ışıklar, uzayan bedenler, yapışkan yaratıklar ve dönüşen Pretorius filmin anlatısından bağımsız olarak hatırlanabilecek kadar güçlü görüntüler üretiyor. Barbara Crampton ile Jeffrey Combs'un karakterleri de bu grotesk dünya içinde yalnız kurban değil; meraklarının bedelini fiziksel olarak ödeyen insanlar.
From Beyond 1987'de ABD'de Vestron Video tarafından VHS'ye çıktı ve yıllarca ev medyasında sansürlü R-rated versiyon dolaştı. Filmin pratik efektlere dayalı grotesk görselliği küçük ekranda bile etkisini kaybetmediği için video rafı ömrü uzun oldu. Lovecraft, body horror ve Empire Pictures estetiğinin kesiştiği yerde hâlâ çok karakteristik bir 80'ler kaseti gibi duruyor.
3 Re-Animator (1985)

Tıp öğrencisi Herbert West, ölü dokuyu yeniden hayata döndürebilen floresan yeşili bir serum geliştirdiğine inanır. Miskatonic Üniversitesi'ne geldikten sonra oda arkadaşı Dan Cain'i deneylerine dahil eder. İlk sonuçların ölümün geri çevrilebileceğini göstermesi heyecan yaratır ancak yeniden canlanan bedenler West'in hesapladığı gibi davranmaz.
Re-Animator'ın ritmi çılgın bilim insanı hikâyesiyle splatter komedisini birbirine geçiriyor. Jeffrey Combs'un Herbert West'i yaptığı şeylerin korkunçluğuna neredeyse hiç zaman ayırmadan bir sonraki deneye geçiyor; film de onun hızına ayak uyduruyor. Yeşil serum, morg sekansları ve parçalanmış beden efektleri düşük bütçenin sınırlarını saklamaya çalışmak yerine onları gösterinin parçası yapıyor.
Film sinemalarda bütçesine göre mütevazı bir ticari karşılık aldı fakat en büyük ticari başarısını ev videosunda yaşadı; Vestron tarafından VHS, Betamax ve LaserDisc'e çıkarıldı. Bu, listenin ana fikrini doğrudan karşılayan bir geçmiş. Re-Animator'ın bugün hâlâ tişörtlerden koleksiyon baskılarına uzanan bir kült nesnesi olması, o ilk ev videosu hayatından ayrı düşünülemez.
2 Basket Case (1982)

Duane Bradley elinde büyük bir hasır sepetle New York'a gelir ve Times Square'deki ucuz bir otele yerleşir. Sepetin içinde, çocukken kendisinden zorla ayrılan deforme yapışık ikizi Belial yaşamaktadır. İki kardeş onları ayıran doktorları tek tek bulmak için şehre gelmiştir ancak Duane normal bir hayat kurmaya yaklaştıkça Belial'ın kıskançlığı büyür.
Frank Henenlotter yaklaşık 35 bin dolarlık bütçeyi saklamıyor; Basket Case'in kaba görüntüsü, stop-motion anları ve kirli otel odaları filmin kimliğine dönüşüyor. 1980'lerin başındaki Times Square de yalnız fon değil. Duane ile Belial'ın garipliği, peep show'ların, ucuz otellerin ve neonlu sokakların arasında neredeyse doğal görünüyor.
Basket Case ABD'de 1983'te Media Home Entertainment tarafından VHS'ye çıkarıldı ve küçük bağımsız yapımın ulaşabileceği seyirci teatral gösterimin çok ötesine taşındı. Belial'ın kutudan fırlayacakmış gibi duran görüntüsü de video rafı kültürüne fazlasıyla uygundu. Exploitation sinemasının VHS sayesinde uzun ömür kazanmasının en temiz örneklerinden biri.
1 The Evil Dead (1981)

Beş arkadaş hafta sonunu geçirmek için Tennessee ormanlarının içindeki izole bir kulübeye gider. Bodrumda buldukları eski bir kitap ve araştırmacıya ait ses kayıtları, ormanda saklı doğaüstü bir gücü istemeden uyandırır. Gece ilerledikçe arkadaşlar teker teker ele geçirilirken Ash ve diğerleri kulübeden sağ çıkmaya çalışır.
Sam Raimi para eksikliğini hareketle kapatıyor. Kamera ormanın içinde yaratığın bakışına dönüşüyor, bedenler parçalanıyor, makyaj efektleri giderek daha aşırı hale geliyor ve film sakinleşmesi gereken her anda biraz daha ileri gidiyor. Bruce Campbell henüz sonraki filmlerdeki çizgi roman kahramanına dönüşmüş değil; burada diğerleri kadar korkmuş ve çaresiz bir genç.
The Evil Dead'in video tarihi filmin kült statüsünün merkezinde. Birleşik Krallık'taki Palace Video kaseti 1983'te piyasaya çıktı ve film kısa süre sonra ünlü Video Nasties tartışmasının içine çekildi; farklı VHS sürümleri yıllarca kesintilerle dolaştı. Bu yasaklama ve kaset dolaşımı filmin ününü bastırmak yerine daha da büyüttü. Düşük bütçeli bir bağımsız korkunun video çağında uluslararası bir fenomene dönüşmesinin, ardından bütün bir seriyi doğurmasının en güçlü örneklerinden olduğu için listenin zirvesinde.





Bu Temada Devam Et
Atom Çağının Canavarları: 1950’lerin Nükleer Korkusunu Anlatan 10 Film
Gerçek Belgesel Gibi Görünen 10 Korku Filmi
Zihnin İçindeki Korku: Ruhsal Çöküşü Merkezine Alan 15 Korku Filmi
En İyi Seri Katil Filmleri: Sinemanın En Karanlık 15 Suç ve Gerilim Filmi