2000’lerin sonlarında Yunanistan’dan çıkan yeni kuşak filmler uluslararası festivallerde daha fazla dikkat çekmeye başladı. Dogtooth, Attenberg, Miss Violence ve Chevalier gibi yapımların gördüğü ilgi, ülke sinemasında aynı yıllarda gelişen farklı yönetmenlik anlayışlarını daha geniş bir seyirciyle buluşturdu.
Bu dönemi açıklamak için sık sık “Greek Weird Wave” ya da Türkçedeki karşılığıyla “Yunan Tuhaf Dalgası” ifadeleri kullanılıyor. Ancak bu adlandırma bütün filmleri tek bir estetik anlayış altında toplamak için fazla dar. Soğuk mizah, tuhaf davranış kalıpları ve kapalı iktidar düzenleri önemli bir damar oluştursa da aynı kuşağın içinde yol filminden karakter dramına, toplumsal hicivden yas hikâyesine uzanan çok daha geniş bir alan bulunuyor.
Yeni yunan sineması aile içindeki iktidardan vatandaşlığa, erkeklik krizinden yas ve belleğe, bedenden cinselliğe kadar farklı meselelerle uğraşıyor. Aşağıdaki yedi film de aynı formülün tekrarlarını sıralamak yerine çağdaş Yunan sinemasının farklı kapılarını açacak biçimde iyiden en iyiye doğru ilerliyor.
7 Apples (2020)

Dünyaya yayılan açıklanamayan bir hafıza kaybı salgınının ortasında Aris bir gün kim olduğunu hatırlayamaz hâle geliyor. Yakınları tarafından aranmayan hastalar için oluşturulan bir programa alınan Aris, günlük görevleri yerine getirip bunları Polaroid fotoğraflarla kaydederek yeni bir kimlik oluşturmaya çalışıyor. Program sırasında benzer bir süreçten geçen Anna ile tanışması, bu yapay başlangıcın sınırlarını belirsizleştiriyor.
Christos Nikou’nun filmi kontrollü kadrajları ve kuru mizahı daha yumuşak bir hüzünle birleştiriyor. Kasetlerden gelen talimatlar ve Polaroid fotoğraflar, Aris’in yeni hayatını neredeyse bürokratik bir kimlik inşasına çeviriyor. Hafızasını kaybeden bir adamdan çok geçmişiyle arasına mesafe koymaya çalışan birinin hikâyesi öne çıkıyor.
Apples listenin en erişilebilir girişlerinden biri. Dogtooth kadar sert, Miss Violence kadar karanlık değil; buna karşılık kimlik, kontrol ve yabancılaşma gibi dönemin temel meselelerini sessiz bir melankoliyle taşıyor.
6 Suntan (2016)

Orta yaşlı doktor Kostis, kış aylarında Antiparos adasına görevlendiriliyor. Yazın gelişiyle ada genç turistlerle dolarken Kostis’in tedavi ettiği Anna, onu kendisinden çok daha genç bir arkadaş grubunun içine çekiyor. Yeni bir hayata açılan kapı gibi başlayan ilişki, Kostis’in Anna’ya duyduğu ilginin takıntıya dönüşmesiyle değişiyor.
Suntan tatil cenneti görüntüsünü yavaş yavaş rahatsız edici bir psikolojik alana çeviriyor. Güneş, plajlar ve kalabalık partiler Kostis için özgürlükten çok yaşını, yalnızlığını ve kendi bedeniyle kurduğu sorunlu ilişkiyi hatırlatan unsurlara dönüşüyor. Makis Papadimitriou’nun fiziksel oyunculuğu, karakterin gençlerin dünyasına karışmaya çalıştıkça ne kadar dışarıda kaldığını belirginleştiriyor.
Suntan terli, güneşli ve bedensel bir karakter trajedisi. Çağdaş Yunan sinemasındaki yabancılaşmayı kapalı aile düzenlerinden çıkarıp arzu, utanç ve yaşlanma korkusuna taşıması ona listedeki ayrı yerini veriyor.
5 Xenia (2014)

Annelerini kaybeden Dany ve Odysseas, hiç tanımadıkları Yunan babalarını bulmak için ülkeyi baştan başa geçecek bir yolculuğa çıkıyor. Arnavut bir anne ile Yunan bir babanın çocukları olan iki kardeş için bu arayış aile meselesinin yanında vatandaşlıkları açısından da önem taşıyor. Yolculuğun diğer ucunda Odysseas’ın katılmayı hayal ettiği televizyon yetenek yarışması var.
Panos H. Koutras hikâyeyi dönemin birçok Yunan filminde görülen gri ve kontrollü dünyadan özellikle uzaklaştırıyor. Xenia renkli, hareketli ve duygularını saklamayan bir yol filmi. Dany’nin queer kimliği, kardeşlerin bağı ve karşılaştıkları dışlanma vatandaşlık sorununu soyut bir politik başlıktan çıkarıp gündelik hayatın içine yerleştiriyor.
Yeni Yunan Sineması’nı tek bir soğuk ve minimalist estetikle tanımlamanın ne kadar eksik olduğunu Xenia açık biçimde kanıtlıyor. Aynı dönemin içinde bambaşka bir renk, ritim ve politik bakış taşıyor.
4 Miss Violence (2013)

On birinci yaş gününü kutlayan Angeliki, ailesinin gözleri önünde apartmanın balkonundan atlayarak hayatını kaybediyor. Aile bunun bir kaza olduğunu söylemekte ısrar ediyor. Sosyal hizmet görevlileri evde neler yaşandığını anlamaya çalışırken, dışarıdan düzenli görünen aile yapısındaki küçük davranışlar giderek daha rahatsız edici hâle geliyor.
Alexandros Avranas kamerayı soğukkanlı ve mesafeli tutuyor. Evdeki insanlar öfkelerini açıkça sergilemek yerine kuralların, nezaketin ve gündelik rutinin arkasına saklanıyor. Şiddetin kaynağı tek tek patlamalardan ziyade ailenin nasıl yönetildiğinde beliriyor; yemek masaları, kapılar ve resmî görüşmeler aynı disiplin düzeninin parçalarına dönüşüyor.
Miss Violence dönemin aile ve otorite saplantısını kara mizahın koruyucu mesafesi olmadan ele alıyor. Kontrol burada soyut bir toplumsal metafordan çok doğrudan bedenler üzerinde çalışan bir mekanizma.
3 Chevalier (2015)

Ege Denizi’ndeki bir yat gezisinden dönen altı erkek, zaman geçirmek için birbirlerini değerlendirdikleri bir oyun uyduruyor. Kimin genel olarak en iyi olduğunu belirlemek üzere uyuma biçimlerinden fiziksel özelliklerine, günlük alışkanlıklarından davranışlarına kadar neredeyse her şeyi puanlıyorlar. Başlangıçta anlamsız bir eğlence gibi duran yarışma kısa sürede grubun bütün ilişkilerini belirlemeye başlıyor.
Athina Rachel Tsangari kapalı yatı küçük bir erkeklik laboratuvarına çeviriyor. Erkekler yalnızca kazanmak istemiyor; nasıl göründüklerini, ne kadar başarılı olduklarını ve başkalarının gözündeki statülerini sürekli ölçüyorlar. Kahve içmek ya da gündelik bir beceriyi sergilemek bile rekabet konusu olurken mizah, birbirini süzen bakışlardan ve küçük iktidar oyunlarından çıkıyor.
Chevalier dönemin kara mizahının Lanthimos’a özgü olmadığını açık biçimde hatırlatıyor. Erkeklik ve statüyü basit bir yarışma fikrinden hareketle çözümlemesi hem komik hem rahatsız edici.
2 Attenberg (2010)

Yirmi üç yaşındaki Marina, sanayi kasabasında ölmek üzere olan babası Spyros ile birlikte yaşıyor. İnsan ilişkileri konusunda deneyimsiz olan Marina dünyayı büyük ölçüde David Attenborough belgesellerinden, arkadaşı Bella’dan ve çevresindeki insanların davranışlarını gözlemlemekten öğreniyor. Babasının yaklaşan ölümü ve hayatına giren bir mühendis, onun beden, cinsellik ve yakınlıkla kurduğu mesafeli ilişkiyi değiştirmeye başlıyor.
Filmin tuhaflığı diyaloglardan çok bedenlerde saklı. Marina ile Bella’nın hayvan hareketlerini taklit ederek sokaklarda yürümesi, karakterlerin birbirleriyle kurduğu fiziksel mesafe ve Aspra Spitia’nın planlı endüstriyel mimarisi dünyanın alışılmadık ritmini belirliyor. Buna rağmen Attenberg, bir genç kadının babasını kaybetmeye hazırlanmasını ve yakınlık kurmayı öğrenmesini oldukça kırılgan bir yerden ele alıyor.
Athina Rachel Tsangari’nin filmi dönemi Lanthimos’un gölgesinden çıkarmak için vazgeçilmez. Buradaki yabancılaşma yalnızca soğukluk anlamına gelmiyor; insanlarla nasıl ilişki kurulacağını öğrenmeye çalışan bir karakterin garip ama içten çabalarını da kapsıyor.
1 Dogtooth (2009)

Bir anne ve baba, yetişkin üç çocuklarını dış dünyadan tamamen izole edilmiş büyük bir evde büyütüyor. Çocuklara dışarının tehlikeli olduğu anlatılıyor; kelimelerin anlamları ebeveynler tarafından değiştiriliyor ve evin sınırlarını terk edebilmeleri için belirli koşulların gerçekleşmesi gerektiğine inandırılıyorlar. Böylece ailenin kendi dili, kendi kuralları ve kendi gerçekliği oluşuyor.
Yorgos Lanthimos kurduğu absürt düzeni uzun açıklamalarla gerekçelendirmiyor. Kelimelerin anlamlarının keyfî biçimde değiştirilmesi, çocukların kuralları sorgulamadan tekrarlaması ve ebeveynlerin gündelik hayatı küçük ödül-ceza sistemleriyle yönetmesi evi minyatür bir iktidar alanına çeviriyor. Sabit kadrajlar ve ansızın ortaya çıkan şiddet de bu yapay gerçekliğin doğal parçalarıymış gibi yan yana duruyor.
Dogtooth listenin zirvesinde, çünkü aile, dil, otorite ve kontrol gibi Yeni Yunan Sineması’yla ilişkilendirilen meseleleri en yoğun biçimde bir araya getiren filmlerden biri. Önceki altı yapım ise çağdaş Yunan sinemasının bu tek filmden çok daha geniş olduğunu açık ediyor.





Bu Temada Devam Et
Gürcistan Sinemasının Tuhaf Mizahı: Keşfedilecek 10 Gürcü Filmi
Nazi Geçmişiyle Hesaplaşan Sinema: Yeni Alman Sineması’ndan 10 Film
İtalya’nın Kirli Sokakları: En İyi 10 Poliziotteschi
Mutlaka İzlemeniz Gereken 12 Avrupa Bilim Kurgu Filmi