Geçmişe dönüp tek bir hatayı düzeltebilmek cazip bir düşünce. Fakat sinema, o küçük müdahalenin ardına çoğu zaman yeni bir sorun saklar: silinen bir tanışma, değişen bir aile hikâyesi ya da kaçmaya çalıştıkça sıkılaşan bir döngü. En iyi zaman yolculuğu filmleri, bu ihtimalleri bazen büyük bir maceraya, bazen de kayıp ve pişmanlık üzerine kişisel bir hikâyeye dönüştürür.
Bu listede zaman makineleriyle yapılan yolculukların yanında, aynı günü yeniden yaşatan döngüler ve belleğin parçaları arasında ilerleyen deneyler de var. The Time Machine’in uzak geleceğinden Primer’ın garajına, La Jetée’nin fotoğraflarından Back to the Future’ın kasaba meydanına uzanan 15 filmi iyiden en iyiye sıraladık. Birinci sıradan başlayıp on beşinci sıradaki zirveye ilerliyoruz; değerlendirmelerde filmlerin sonlarını ve temel sürprizlerini açıklamıyoruz.
15 The Time Machine (1960)

Viktorya dönemi İngiltere’sinde yaşayan mucit George, zaman içinde hareket edebilen bir makine geliştirir. Denemeleri onu savaşlarla sarsılan yakın gelecekten yüz binlerce yıl sonrasına taşır. Ulaştığı dünyada huzurlu görünen insanların yaşayışı, keşfin heyecanına giderek büyüyen bir kuşku ekler.
George Pal’ın H. G. Wells uyarlamasında önce makineye âşık olmak kolay: pirinç ayrıntılar, kırmızı koltuk ve dönen disk, bir mucidin atölyesinden çıkmış olmanın çekiciliğini hâlâ koruyor. Vitrindeki değişimi ve hızlanan günleri izlediğimiz yolculuklar, zamanın geçişini seyirlik bir olaya çeviriyor. Rod Taylor’ın açık sözlü, meraklı kahramanı da bu gösteriye sıcaklık katıyor. Geleceğin yüzeydeki dinginliğiyle aşağıdaki karanlık arasındaki fark, Wells’in toplumsal kaygılarını maceranın içine taşıyor.
Bugün bazı yaratık tasarımları ve açıklayıcı diyaloglar yaşını belli ediyor. Yine de geleceğe bakmanın keşif kadar korku da içerdiğini bu kadar berrak anlatan klasiklerin sayısı az. The Time Machine, zaman yolculuğu sinemasının hangi düşlerden ve endişelerden doğduğunu görmek için çok iyi bir başlangıç.
14 Palm Springs (2020)

Palm Springs yakınlarındaki bir düğünde tanışan Sarah ile Nyles, aynı günü tekrar tekrar yaşadıkları bir döngüye sıkışır. Nyles bu tuhaf hayata çoktan alışmıştır; Sarah ise olup biteni kabullenmekte zorlanır. İkili birlikte vakit geçirdikçe ertesi günün gelmemesi, ilişkilerini de alışılmadık bir sınava sokar.
Andy Samberg’in umursamazlığıyla Cristin Milioti’nin öfkeli canlılığı harika bir komedi ortaklığı yaratıyor. Max Barbakow, her tekrar için yeni bir şaşkınlık numarası aramak yerine döngüde yaşamanın alışkanlıklarına yöneliyor: tehlikenin eğlenceye, özgürlüğün can sıkıntısına dönüşmesi gibi. Sarah’nın geçmişiyle hesaplaşma isteği, Nyles’ın rahatlığını da tartışmaya açıyor. Filmin arsız mizahının altında, hiçbir şeyin değişmediği bir yerde birini gerçekten tanıyıp tanıyamayacağımız sorusu var.
Palm Springs tanıdık bir fikri rahat ve çağdaş bir romantik komediye uyarlarken sorumluluktan kaçma arzusuna da dokunuyor. Küçük dünyasının içinde kalması avantaj; karakterlerin yüzleşmeleri kozmik açıklamalardan daha ilgi çekici. Zaman döngülerinin hâlâ neşeli, yetişkin ve duygusal hikâyeler üretebildiğinin güzel bir kanıtı.
13 The Girl Who Leapt Through Time (2006)

Lise öğrencisi Makoto Konno, bir kazanın ardından geçmişe sıçrayabildiğini keşfeder. Başlangıçta bu yeteneği sınavları, küçük aksilikleri ve arkadaşlarıyla yaşadığı garip anları düzeltmek için kullanır. Ancak kendi gününü güzelleştiren değişikliklerin başkalarının hayatında beklenmedik sonuçları vardır.
Mamoru Hosoda, Makoto’nun gücünü önce tam da bir ergenin kullanacağı kadar düşüncesizce kullandırıyor. Uzatılan eğlenceler, ertelenen konuşmalar ve yeniden denenen gündelik anlar sayesinde kahramanın heyecanına kolayca ortak oluyoruz. Yaz ışığı, okul koridorları ve arkadaşlar arasındaki rahatlık, sonradan doğacak endişeye sağlam bir zemin hazırlıyor. Riisa Naka’nın seslendirmesinde Makoto’nun beceriksizliği de paniği de canlı; karakter büyük bir fikrin sözcüsü olmak zorunda kalmıyor.
Bu animeyi değerli kılan, geçmişi değiştirebilme arzusunu gençliğin bitmesini istememekle buluşturması. Arkadaşlığın hep aynı kalacağına inanılan o kısa dönemi hem neşesiyle hem kırılganlığıyla yakalıyor. Daha çok kural ve daha karmaşık paradoks arayanlardan ziyade, zaman yolculuğunun duygusal karşılığını önemseyenlere sesleniyor.
12 About Time (2013)

Tim, yirmi bir yaşına geldiğinde ailesindeki erkeklerin kendi geçmişlerine dönebildiğini babasından öğrenir. Londra’ya taşındıktan sonra bu yeteneği aşk hayatındaki aksilikleri gidermek için kullanmaya başlar. Mary ile kurduğu ilişki ve ailesinde yaşanan değişimler, her sorunun geçmişe dönerek çözülemeyeceğini gösterir.
Richard Curtis’in romantik komedilerindeki mahcubiyet ve sıcaklık burada da yerli yerinde. Domhnall Gleeson’ın telaşlı Tim’iyle Rachel McAdams’ın Mary’si arasındaki yakınlık sevimli; fakat Bill Nighy’nin babası sahneye girdiğinde film bambaşka bir duygusal ağırlık kazanıyor. Birlikte geçirilen sıradan zamanlar, büyük romantik jestlerden daha kalıcı. Zaman yolculuğunun kuralları yer yer esnekleşse de Curtis’in dikkati aile içindeki küçük alışkanlıklarda ve fark edilmeden geçen günlerde.
About Time’ın duygulara bastığı bazı anlar fazlasıyla hesaplı bulunabilir. Yine de baba ile oğul arasındaki samimiyet, bu itirazı susturabilecek kadar etkili. Geçmişi düzeltme fantezisiyle başlayan hikâyeden geriye, yaşarken kıymetini bilmediğimiz günler kalıyor; filmin yıllar sonra da hatırlanmasının nedeni bu.
11 Predestination (2014)

Zaman içinde yolculuk ederek suçları önlemeye çalışan bir ajan, yakalayamadığı bir bombacının izini sürer. Görevi sırasında barda tanıştığı bir yabancının sıra dışı hayat hikâyesini dinlemeye başlar. Bu karşılaşma ilerledikçe soruşturmayla anlatılan geçmiş arasındaki bağlar giderek karmaşıklaşır.
Spierig kardeşlerin Robert A. Heinlein uyarlaması, en dikkat çekici bölümünü iki kişinin konuşmasına ayıracak kadar kendinden emin. Ethan Hawke’ın dinleyen yüzü ile Sarah Snook’un anlatırken değişen ifadesi, senaryonun mekanizmasından önce insanı merak ettiriyor. Snook özellikle incinmişlik ve meydan okumayı aynı bedende taşıdığı anlarda müthiş. Film, yeni bilgileri art arda eklerken bu hayat hikâyesinin ağırlığını koruyabildiği ölçüde başarılı.
Predestination hakkında ayrıntı öğrenmeden izlemek önemli; sürprizlerini tek tek saymak, filmin seyir zevkini ciddi biçimde azaltır. Son bölümde düğümlerin çoğalması zaman zaman karakterlerin önüne geçse de ortaya cesur ve kendi mantığında ısrarlı bir Bilim Kurgu çıkıyor. İlk gösterim bittikten sonra başını yeniden düşünmeye davet eden filmlerden.
10 Edge of Tomorrow (2014)

Savaş deneyimi olmayan William Cage, uzaylı istilasına karşı düzenlenen bir çıkarma harekâtına gönderilir. İlk çatışmasında öldükten sonra aynı günün başlangıcında uyanır. Tekrarlanan savaşın içinde hayatta kalmayı öğrenirken deneyimli asker Rita Vrataski ile insanlığın yenilgisini durdurmanın yolunu arar.
Tom Cruise’u daha ilk dakikalarda korkak, pazarlıkçı ve beceriksiz görmek filmin en eğlenceli hamlelerinden biri. Doug Liman, yıldızının kahramanlık imgesini hemen dağıtıp onu tekrar tekrar eğitime sokuyor. Emily Blunt’ın Rita’sı bu süreçte açık ara daha hazırlıklı ve daha sert; aralarındaki ilişki ustayla acemi arasındaki gerilimden besleniyor. Kurgu da tekrarları iyi tartıyor: bazen bir ölümü espriye kısaltıyor, bazen alıştığımız güzergâhtaki küçük bir değişiklikle tehlikeyi büyütüyor.
Finale yaklaşıldığında başlangıçtaki yaratıcı ekonomi biraz gevşiyor; yine de aksiyonun öğrenmeyle bu kadar uyumlu ilerlediği büyük yapımlar az. Edge of Tomorrow, kahramanına başarıyı anında bağışlamadığı için tatmin edici. Her yeni deneme, hem bedensel bir beceri hem de izlediğimiz karakter için kazanılmış bir adım.
9 Looper (2012)

Joe, gelecekteki suç örgütlerinin geçmişe gönderdiği insanları öldüren bir tetikçidir. Bir gün karşısına öldürmesi gereken kişi olarak kendi yaşlı hâli çıkar. Hedefini kaçırması, hem işverenlerinin peşine düşmesine hem de gelecekte dönüşeceği insanla çatışmasına neden olur.
Rian Johnson’ın dünyası, kirli sokakları ve gündelik bir mesai gibi işlenen cinayetleriyle daha baştan rahatsız edici. Joseph Gordon-Levitt’in Bruce Willis’i çağrıştıran jestleri iki Joe arasındaki bağı kurarken, oyuncuların farklı enerjileri aralarındaki ahlaki uzaklığı büyütüyor. Emily Blunt’ın canlandırdığı Sara ile hikâyeye giren çiftlik bölümü tempoyu bilinçli olarak değiştiriyor. Böylece kaçış ve çatışma kadar, şiddetle çevrilmiş bir çocuğun nasıl bir geleceğe sahip olabileceği de önem kazanıyor.
Zaman yolculuğu kurallarını kusursuz bir çizelgeye oturtmak isteyenler bazı tercihlere takılabilir. Looper’ın asıl iddiası, insanın gelecekteki acılarını gerekçe göstererek bugün hangi kötülüklere razı olabileceğinde. Sert bir suç filmi olarak başladığı yerden daha vicdanlı bir soruya ulaşması, onu sıradan bir benlik çatışmasının ötesine geçiriyor.
8 Timecrimes (2007)

Héctor, evinin yakınındaki ormanda gördüğü bir kadının ardından gidince yüzü bandajlı birinin saldırısına uğrar. Kaçarken sığındığı araştırma tesisinde bir makinenin içine girer. Dışarı çıktığında kısa bir süreliğine geçmişe döndüğünü ve kendi hayatının hâlâ aynı çevrede devam ettiğini fark eder.
Nacho Vigalondo birkaç mekân, sıradan eşyalar ve yanlış yorumlanan görüntülerle acımasız bir gerilim kuruyor. Başta önemsiz görünen bir hareketin daha sonra başka açıdan karşımıza çıkması, filmi dikkatle izlemeyi ödüllendiriyor. Karra Elejalde’nin Héctor’u da parlak bir Bilim Kurgu kahramanına benzemiyor; korkan, acele eden ve başını kurtarmaya uğraşan bir adam. Tam bu sıradanlık, kararlarının ahlaki bedelini daha rahatsız edici kılıyor.
Timecrimes’ın zekâsı, seyirciyi şaşırtırken kahramanını temize çıkarmaya çalışmamasında. Düğümü çözmekle doğru şeyi yapmak arasındaki fark giderek sertleşiyor. Büyük görsel efektler olmadan zaman paradoksunun nasıl fiziksel ve huzursuz bir deneyime dönüşebileceğini görmek isteyenler için listenin en verimli keşiflerinden biri.
7 Je t’aime, je t’aime (1968)

Bir intihar girişiminden kurtulan Claude Ridder, geçmişe dönmeyi amaçlayan bilimsel bir deneye katılmayı kabul eder. Plan, hayatının belirli bir anına çok kısa bir ziyaret yapmasıdır. Ancak deney beklenildiği gibi işlemez; Claude, geçmiş ilişkisinin ve gündelik hayatının farklı anları arasında savrulmaya başlar.
Alain Resnais, geçmişi düzenli bir geri dönüş dizisi hâlinde önümüze sermiyor. Aynı karşılaşmaya tekrar uğruyor, bir konuşmayı yarıda bırakıyor, küçük bir ayrıntıyı sonradan başka bir acıyla yan yana getiriyor. Claude Rich’in gösterişsiz oyunu, bu parçalı düzen içinde insanın tutunabileceği yüzü sağlıyor. Zaman makinesinin nereye götürdüğünden çok, Claude’un hangi anlardan kurtulamadığını izliyoruz; kurgu sayesinde bir ilişkiyi hatırlamanın düzensizliği neredeyse elle tutulur oluyor.
Je t’aime, je t’aime sabır isteyen bir film; olayların sırasını çıkarmak, onunla bağ kurmanın tek yolu değil. Belleğin önemsiz anlarla ağır kayıpları nasıl aynı yerde sakladığına açık olmak gerekiyor. Resnais’nin zaman yolculuğuna yaptığı katkı, geçmişe ulaşmayı bir keşif zaferinden çok duygusal bir tutsaklık olarak düşünebilmesinde.
6 Primer (2004)

Boş zamanlarında garajda deneyler yapan mühendisler Aaron ve Abe, geliştirdikleri aygıtın beklemedikleri bir etkisini keşfeder. Zaman yolculuğunu mümkün kılan bu buluşu gizlice sınamaya başlarlar. Deneylerin kapsamı büyüdükçe hem kontrolü ellerinde tutmaları hem de birbirlerine güvenmeleri zorlaşır.
Shane Carruth, mühendisleri seyirciye ders verir gibi konuşturmuyor. Yarım bırakılan cümleler, teknik tartışmalar ve iş hayatının sıradan yorgunluğu, buluşu şaşırtıcı derecede inandırıcı kılıyor. Garaj, depo ve ofisler arasında ilerleyen görüntülerde gösterişli bir gelecek vaadi yok. Aaron ile Abe’nin bilgi paylaşmayı bıraktığı anlarda ise teknik bir sorun izlediğimizi sanırken iki ortak arasındaki güç mücadelesinin içine girdiğimizi anlıyoruz.
Primer’ın kapalılığı hem büyük cazibesi hem de sınırı. İlk izleyişte bütün ayrıntıları yakalamak güç; film, kimi seyirciler için gereğinden fazla bilgi saklıyor. Buna karşılık keşfin yarattığı heyecanı güvensizliğe çevirmesi olağanüstü. Zaman yolculuğunu gerçekten tehlikeli bir icat gibi ciddiye alan, küçük ölçeğine rağmen zihinde genişleyen bir Bilim Kurgu.
5 Groundhog Day (1993)

Kibirli hava durumu sunucusu Phil Connors, her yıl haberini yaptığı festival için Punxsutawney kasabasına gider. Ertesi sabah uyandığında aynı tarihin tekrar başladığını fark eder. Çevresindeki herkes günü ilk kez yaşarken Phil, kaçamadığı bu tekrarın içinde ne yapacağını bulmak zorundadır.
Bill Murray’nin yüzündeki bıkkınlık, filmin bütün başlangıcını taşıyacak kadar komik. Harold Ramis aynı sabahı her seferinde aynı uzunlukta göstermeyip Phil’in değişen ruh hâline göre yeniden düzenliyor: fırsatçılık, taşkınlık, bezginlik ve daha dikkatli bakmayı öğrenmek. Andie MacDowell’ın Rita’sı da Phil’in ezberlediği bilgilerle kolayca kazanabileceği bir ödül olmaktan çıktığı anlarda ilişki anlam kazanıyor. Mizahın altında, başka insanları gerçekten dinlemeyen birinin koca bir günü bile göremediği düşüncesi var.
Groundhog Day, döngünün kaynağını açıklamaya ihtiyaç duymadan fikrini sonuna kadar işleyebilen ender filmlerden. Aynı insanlarla aynı yerde kalmanın nasıl hem ceza hem imkân olabileceğini çok sade anlatıyor. Sonraki sayısız zaman döngüsü hikâyesiyle birlikte düşünüldüğünde bile komedisinin kesinliği ve duygusal olgunluğu kolay aşılmıyor.
4 The Terminator (1984)

Gelecekte makinelerle savaşan insanlığın direnişini yok etmek için 1984 Los Angeles’ına bir siborg gönderilir. Hedefi, direnişin gelecekteki liderinin annesi olacak Sarah Connor’dır. Aynı dönemden gelen asker Kyle Reese, henüz bu savaş hakkında hiçbir şey bilmeyen Sarah’yı korumaya çalışır.
James Cameron, zaman yolculuğunu uzun açıklamalardan önce bir takip tehdidi olarak hissettiriyor. Gece sokakları, polis merkezi ve endüstriyel mekânlar arasında Schwarzenegger’in neredeyse tepkisiz bedeni ürkütücü bir süreklilik sağlıyor. Linda Hamilton’ın şaşkınlığı ve Michael Biehn’in yıpranmış telaşı, bu makinenin karşısındaki insanları kırılgan tutuyor. Gelecekten gelen savaş görüntüleri de kısa olmalarına rağmen kovalamacanın ardında ne büyüklükte bir felaket bulunduğunu anlatmaya yetiyor.
The Terminator’ın sertliği, serinin sonradan genişleyen mitolojisinden bağımsız olarak hâlâ etkili. Bir suikast girişimini engelleme hikâyesi, geçmişle geleceğin birbirini nasıl yarattığına ilişkin güçlü bir paradoks taşıyor. Bazı efektleri eskimiş olsa da bu kadar kararlı bir takip geriliminin heyecanı kolay eskimiyor.
3 12 Monkeys (1995)

Ölümcül bir salgının ardından insanların yeraltında yaşadığı gelecekte, mahkûm James Cole geçmişe gönderilir. Görevi, virüsün kaynağı hakkında bilgi toplamaktır. Ancak yanlış bir tarihe ulaşıp psikiyatri kliniğine kapatılınca hem anlattıklarına inandırması gereken bir doktorla hem de tuhaf bir hasta olan Jeffrey Goines ile karşılaşır.
Terry Gilliam’ın eğik kadrajları, dar odaları ve kalabalık görüntüleri, Cole’un dünyaya yetişemeyişine çok uygun. Bruce Willis alışılmış üstünlük duygusunu bırakıp yorgun, ürkmüş ve neye güveneceğini bilemeyen bir adam oynuyor. Brad Pitt’in taşkın Goines’iyle Madeleine Stowe’un kuşkucu doktoru farklı yönlerden baskı yaratıyor. Chris Marker’ın La Jetée’sinden gelen çıkış fikri, burada salgın korkusu, kurumsal denetim ve kişisel hatıralarla dolu geniş bir kâbusa dönüşüyor.
12 Monkeys, izlerken çözmek istediğimiz bilmeceyle karakterin yaşadığı çaresizliği dengede tutabildiği için kalıcı. Seyirciye her şeyi hemen açıklamıyor, ama Cole’un acısını anlamak için bütün bağlantıları çözmemiz gerekmiyor. Ayrıntıları yeniden yerine oturtma isteği uyandıran, ikinci izleyişte duygusal etkisi de büyüyen bir film.
2 La Jetée (1962)

Nükleer savaşın harap ettiği Paris’te hayatta kalan bir adam, zaman yolculuğu deneyleri için seçilir. Onu uygun bir denek yapan, çocukluğunda Orly Havalimanı’nda gördüğü bir sahneyi olağanüstü bir açıklıkla hatırlamasıdır. Geçmişe yaptığı ziyaretlerde karşılaştığı bir kadın, bu yıkılmış dünyadan farklı bir hayat ihtimali sunar.
Chris Marker, neredeyse bütünüyle sabit fotoğraflardan oluşan filminde hareketi seyircinin zihnine bırakıyor. Görüntülerin süreleri, geçişler, ortam sesleri ve anlatıcının sesi öyle güçlü bir akış yaratıyor ki kısa sürede fotoğraflara baktığımızı unutuyoruz. Hélène Chatelain’in yüzüne dönüp duran bakış, bir hatıranın zihinde neden kaldığını açıklamadan hissettiriyor. Yirmi sekiz dakika içinde hem yıkılmış bir uygarlık hem de ulaşılması güç bir yakınlık duygusu oluşuyor.
La Jetée’nin büyüklüğü, sonraki filmlere verdiği fikirlerle sınırlı değil. Zamanı anlatmak için sinemanın hareket zorunluluğunu neredeyse tamamen terk etmesi başlı başına sarsıcı. Kısa film olmasına rağmen bu listede zirvenin hemen altında yer almayı hak ediyor; bir kez görülen birkaç görüntünün bütün bir uzun metrajdan daha kalıcı olabileceğini kanıtlıyor.
1 Back to the Future (1985)

Genç Marty McFly, arkadaşı Doc Brown’ın DeLorean otomobilinden yaptığı zaman makinesiyle yanlışlıkla 1955’e gider. Anne ve babasının gençliklerine karışınca onların tanışmasını ve dolayısıyla kendi doğumunu tehlikeye atar. Geleceğe dönebilmek için hem bu ilişkiyi düzeltmesi hem de zaman makinesine gereken enerjiyi bulması gerekir.
Robert Zemeckis ile Bob Gale’in senaryosu, daha ilk bölümde gördüğümüz ayrıntıları geçmişte bambaşka anlamlarla yeniden karşımıza çıkarıyor. Aile sofrasındaki hikâyeler, kasabanın meydanı ve karakterlerin küçük alışkanlıkları kusursuza yakın bir komedi düzeninin parçaları. Michael J. Fox’un çevikliğiyle Christopher Lloyd’un taşkınlığı da mükemmel uyuşuyor. Saat kulesi etrafında büyüyen gerilimde hedefler, engeller ve zaman baskısı o kadar açık ki paradokslarla uğraşırken maceranın hızını hiç kaybetmiyoruz.
Listenin zirvesi Back to the Future; çünkü zaman yolculuğunun yaratıcı imkânlarını komedi, aile hikâyesi ve macerayla bu kadar rahat bir araya getiren film çok az. Anne babayı bir zamanlar kararsız, korkak ve âşık gençler olarak görmek, bütün mekanizmaya insani bir neden veriyor. Her yeniden izleyişte başka bir ayrıntısı parlayan, eğlencesini hiç küçümsemeden büyük sinema yapabilen bir klasik.





Bu Temada Devam Et
Zamanı Baştan Başlatan 10 Zaman Döngüsü Dizisi
Güney Kore Bilim Kurgu Filmleri: En İyi 10 Yapım
Sistemin Başka Karanlık Yüzleri: 15 Distopya Filmi Daha
Atom Çağının Canavarları: 1950’lerin Nükleer Korkusunu Anlatan 10 Film