Ölüm çoğu filmde bir kayıp, korku ya da dramatik kırılma noktasıdır. Bu listedeki filmler ise kamerayı başka bir yere çeviriyor: ölüleri yıkayan, giydiren, tabuta hazırlayan, krematoryumlarda çalışan veya kimsenin sahip çıkmadığı cenazelerle ilgilenen insanların gündelik hayatına.
Bu cenaze görevlileri filmleri aynı mesleği çok farklı tonlarda ele alıyor. Departures vedalaşma ve saygı üzerinden ilerlerken The Cremator ölümle kurulan profesyonel ilişkiyi rahatsız edici bir ideolojiye dönüştürüyor; The Loved One ise cenaze endüstrisini kara mizahla hedef alıyor. Bazıları sakin ve duygusal, bazıları grotesk ya da karanlık olsa da hepsinin ortak noktası ölümün ardından yapılması gereken işi görünür hale getirmesi.
Listede cenaze evlerinden krematoryumlara, belediye görevlilerinden mumyalama işine kadar ölümle çalışan insanları merkeze alan yedi film var.
7 Plots with a View (2002)

Galler'in küçük bir kasabasında cenaze levazımatçısı Boris Plots, çocukluğundan beri sevdiği Betty'nin mutsuz bir evlilik sürdürdüğünü öğrenir. İkili birlikte olabilmek için Betty'nin ölümünü sahnelemeye karar verir. Ancak kasabadaki rakip cenaze şirketi ve planın giderek karmaşıklaşması, sahte cenazeyi beklenmedik bir karmaşaya dönüştürür.
Plots with a View, bazı ülkelerde Undertaking Betty adıyla gösterime giren, cenaze işini ağır bir dram yerine renkli bir kara komedinin içine yerleştiren filmlerden. Alfred Molina'nın sakin ve mahcup cenaze görevlisi ile Christopher Walken'ın işi gösteriye dönüştüren rakibi arasındaki fark özellikle eğlenceli. Tabut seçiminden cenaze töreninin pazarlanmasına kadar ölümün ticari tarafıyla sürekli dalga geçiyor.
Listenin daha karanlık filmleri arasında hafif bir başlangıç noktası sunuyor. Cenaze sektörünün kendisini hikâyenin merkezinde tutarken romantik komediye dönüşebilmesi de onu bu temada pek sık rastlanmayan bir örnek haline getiriyor.
6 The Mortuary Collection (2019)

Raven's End kasabasındaki eski bir cenaze evine iş başvurusu için gelen genç Sam, burada yıllardır görev yapan Montgomery Dark ile tanışır. Eksantrik cenaze görevlisi, karşısındaki genç kadına geçmişte karşılaştığı ölülerin ardında bıraktığı ürkütücü hikâyeleri anlatmaya başlar. Anlatılan öyküler ilerledikçe cenaze evinin kendisi de filmin gizeminin bir parçasına dönüşür.
Clancy Brown'ın iri cüssesi, ağır konuşması ve eski usul cenaze görevlisi görünümü filmin bütün çerçevesini taşıyor. Antoloji yapısı nedeniyle her hikâye aynı etkiyi bırakmasa da morg rafları, tabutlar ve cenaze evinin loş koridorları bölümleri birbirine bağlayan somut bir dünya yaratıyor. Film korkuyla grotesk mizah arasında gidip gelirken cenaze görevlisini yalnızca dekor olarak kullanmıyor; Montgomery Dark hikâyelerin hafızası gibi çalışıyor.
The Mortuary Collection ölümle çalışan insanları gerçekçi biçimde anlatmayı amaçlamıyor; bunun yerine eski korku antolojilerinin hikâye anlatıcısı geleneğini bir cenaze görevlisi üzerinden yeniden kuruyor. Bu nedenle listedeki daha gerçekçi yapımlardan ayrılıyor ve cenaze evinin korku sinemasındaki yerini hatırlatan eğlenceli bir ara durak oluyor.
5 Kissed (1996)

Çocukluğundan beri ölüm ve ölü bedenlere karşı sıra dışı bir merak taşıyan Sandra Larson, yetişkinliğinde bir cenaze evinde çalışmaya başlar ve mumyalama eğitimi alır. Burada bedenlerin cenazeye hazırlanma sürecini öğrenirken ölümle kurduğu kişisel ilişki giderek daha saplantılı bir hal alır. Hayatına giren tıp öğrencisi Matt ise Sandra'nın kimsenin bilmediği tarafını keşfeder.
Kissed'i rahatsız edici yapan yalnızca ele aldığı tabu değil, Sandra'nın davranışlarını sansasyonel bir korku karakterine dönüştürmekten kaçınması. Molly Parker karakteri içine kapanık, sakin ve kendi inanç sistemine sahip biri olarak oynuyor. Cenaze evindeki mumyalama işlemleri de filmin dünyasına dışarıdan eklenmiş şok görüntüleri değil; Sandra'nın ölü bedenlerle kurduğu ilişkinin gündelik ortamı.
Kolay izlenen ya da herkese önerilebilecek bir film değil. Buna rağmen cenaze hazırlığının fiziksel tarafını bu kadar doğrudan hikâyesinin içine alan az sayıdaki kurmaca filmden biri olması Kissed'i bu listenin en sıra dışı parçalarından biri yapıyor.
4 The Loved One (1965)

İngiliz şair Dennis Barlow, amcasının ölümünün ardından cenaze işlemleri için Hollywood'daki gösterişli Whispering Glades mezarlığına gider. Burada cenazeleri hazırlayan Aimee Thanatogenos'a âşık olur ve kendisini ölümün son derece kârlı bir endüstri haline getirildiği tuhaf bir dünyanın içinde bulur. Dennis kısa süre sonra insan cenazelerinin yanında evcil hayvan mezarlığı işine de dahil olur.
Tony Richardson'ın filmi cenaze sektörünün diline, satış yöntemlerine ve yapay ihtişamına acımasızca saldırıyor. Mezarlık çalışanlarının müşterilere yas tutan insanlar yerine potansiyel satışlar gibi yaklaşması bugün bile oldukça tanıdık geliyor. Robert Morse'un şaşkın Dennis'i bu dünyanın içine dışarıdan girerken Rod Steiger'ın mumyalayıcı Mr. Joyboy'u filmin grotesk mizahını bambaşka bir seviyeye çıkarıyor.
The Loved One, ölümün etrafında oluşan ticari sektörün sinemadaki en sivri hicivlerinden biri. Altmış yıl sonra bazı esprileri dönemine bağlı kalsa da cenazeyi bir tüketim ürününe dönüştüren düzen üzerine söyledikleri hâlâ şaşırtıcı derecede keskin.
3 Still Life (2013)

John May, Londra'da yalnız ölen insanların yakınlarını bulmakla görevli bir belediye çalışanıdır. Arkasında kimse kalmamış görünen insanların evlerini araştırır, ailelerine ulaşmaya çalışır ve çoğu zaman cenaze törenlerini kendisi düzenler. Departmanının kapatılacağını öğrenince son dosyasında ölen Billy Stoke'un geçmişini araştırmak için her zamankinden daha fazla çaba gösterir.
Eddie Marsan'ın John May'i neredeyse görünmez bir hayat sürüyor; masasında tek başına yemek yiyor, aynı güzergâhlarda yürüyor ve başkalarının ölümleri için kendi hayatında yer açıyor. Uberto Pasolini bu rutini büyük dramatik sahneler yerine küçük davranışlarla kuruyor. John'un bir cenaze için doğru müziği seçmesi ya da hiç tanımadığı bir insanın fotoğraflarını dikkatle incelemesi, yaptığı işin bürokratik tanımından çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.
Still Life doğrudan bir cenaze evi filmi değil; ölümle profesyonel olarak ilgilenen insanların çoğu zaman fark edilmeyen işlerinden birine bakıyor. Sessizliği ve Eddie Marsan'ın ölçülü performansı sayesinde listedeki en sade ama en dokunaklı filmlerden biri.
2 The Cremator (1969)

1930'ların Prag'ında krematoryum çalışanı Karel Kopfrkingl, yaptığı işi insanları dünyevi acılardan kurtaran kutsal bir görev olarak görür. Tibet ve reenkarnasyon üzerine fikirlerle beslediği ölüm anlayışı, Nazi işgalinin yaklaşmasıyla giderek daha tehlikeli bir yön kazanır. Karel'in mesleki takıntısı ile yükselen faşist ideoloji zamanla birbirinden ayrılması zor bir hale gelir.
Rudolf Hrušínský'nin sürekli sakin ve nazik konuşan Kopfrkingl'i filmin rahatsızlığını büyüten temel unsur. Juraj Herz geniş açılı lensler, ani kesmeler ve tekrar eden görüntülerle karakterin zihnine giderek daha fazla yaklaşırken krematoryumun mekanik düzenini de onun düşünce biçimine bağlıyor. Kopfrkingl'in ölüm hakkında kullandığı teselli edici dilin siyasi cinayetleri haklı çıkaran bir dile dönüşmesi özellikle ürpertici.
The Cremator cenaze mesleğini anlatan sıradan bir iş filmi olmaktan çok uzak. Krematoryum görevlisinin günlük rutinini faşizm, ölüm ve kendini kandırma üzerine karanlık bir hikâyeye dönüştürmesi onu Çekoslovak sinemasının en tuhaf ve unutulması zor yapımlarından biri haline getiriyor.
1 Departures (2008)

Orkestrası dağıldıktan sonra işsiz kalan çellist Daigo Kobayashi, eşiyle birlikte memleketine döner. Gazetedeki bir iş ilanını seyahat acentesi sanarak başvurduğunda, aslında ölüleri cenaze öncesinde yıkayan, giydiren ve tabuta hazırlayan bir şirkette çalışacağını öğrenir. Başlangıçta utandığı bu meslek, Daigo'nun ölüm ve ailesiyle ilgili düşüncelerini zamanla değiştirmeye başlar.
Departures'ın unutulmaz sahneleri cenaze hazırlığını aceleyle geçiştirmiyor. Daigo ve ustası Sasaki'nin ailelerin önünde bedeni temizleyip giydirdiği törenlerde her hareketin belirli bir sırası ve ölçüsü var. Masahiro Motoki karakterin ilk günlerdeki tedirginliğini abartılı komediye kaçmadan taşıyor; zaman ilerledikçe ellerinin yaptığı işe alışması, Daigo'daki değişimi uzun açıklamalardan daha iyi anlatıyor.
Ölümle çalışan insanları konu alan bir liste için daha doğal bir zirve düşünmek zor. Departures cenaze hazırlığını yalnızca egzotik bir Japon geleneği olarak göstermiyor; geride kalan insanların sevdiklerine son kez nasıl baktığıyla ilgileniyor. Ölümü anlatırken yaşamın gündelik tarafını kaybetmemesi de filmin yıllar sonra hâlâ bu kadar etkili kalmasının nedenlerinden biri.


Bu Temada Devam Et
Şefleri ve Restoran Dünyasını Konu Alan 8 Film
Silikon Vadisi ve Teknoloji Dünyasını Anlatan 8 Dizi
Mahkeme Salonunda Geçen En İyi 12 Film
En İyi Seri Katil Filmleri: Sinemanın En Karanlık 15 Suç ve Gerilim Filmi