Aksiyon sinemasının en dayanıklı formüllerinden biri oldukça basit: Bir adamı köşeye sıkıştır, karşısına küçük bir ordu çıkar ve geri kalan herkesi onun ne kadar tehlikeli olduğunu anlamaya bırak. 1980’lerin iri kaslı kahramanlarından modern gun-fu ustalarına kadar “tek kişilik ordu” fikri onlarca yıldır biçim değiştirerek yaşamaya devam ediyor.
Bu filmlerde kahramanın yanında büyük bir ekip bulunmuyor. Bazen kaçırılan bir çocuğun peşine düşüyor, bazen organize suç örgütüne savaş açıyor, bazen de bütün bir askerî birliği tek başına karşısına alıyor. Silahlar, yakın dövüş, hayatta kalma becerileri ve çoğu zaman bastırılmış bir geçmiş birleşince ortaya aksiyon sinemasının en tatmin edici fantezilerinden biri çıkıyor.
Bu listede Commando ve First Blood gibi türün erken arketiplerinden John Wick, Nobody ve Sisu gibi modern örneklere uzanıyoruz. Sıralama iyiden en iyiye ilerliyor.
10 Commando (1985)

Emekli özel kuvvetler albayı John Matrix, gözlerden uzak bir hayat sürerken kızının kaçırılmasıyla eski dünyasına geri çekiliyor. Kaçıranlar Matrix'i siyasi bir suikast gerçekleştirmeye zorlamayı planlıyor; ancak karşılarında emirleri yerine getirmeye niyeti olmayan bir adam buluyorlar.
Commando, tek kişilik ordu kavramının en saf ve en abartılı örneklerinden biri. Film karmaşık taktiklerle uğraşmıyor; Schwarzenegger'i bir cephaneliğin içine bırakıyor ve final bölümünde önüne çıkan neredeyse herkesi ortadan kaldırmasına izin veriyor. Vernon Wells'in Bennett karakteri de filmin çizgi romanı andıran tonuna mükemmel uyuyor.
Bugünden bakıldığında bazı bölümleri bilinçli olmadan komik görünebilir; fakat filmin cazibesinin önemli kısmı zaten bu ölçüsüzlükten geliyor. Commando, 1980'ler aksiyon kahramanının ne kadar ileri götürülebileceğinin eğlenceli bir özeti.
9 First Blood (1982)

Vietnam gazisi John Rambo, eski bir arkadaşını ararken küçük bir kasabaya geliyor. Şerif Will Teasle tarafından aşağılanıp gözaltına alınması savaş travmalarını yeniden tetikliyor. Rambo da kasabanın polislerinden kaçarak çevredeki ormanlara sığınıyor ve kısa süre içinde büyük bir insan avının hedefi oluyor.
Sonraki Rambo filmlerindeki ağır silahlı savaş makinesinden farklı olarak burada karşımızda köşeye sıkıştırılmış, kırılgan bir asker var. Rambo düşmanlarını çoğunlukla kaba kuvvetle değil; arazi bilgisi, kamuflaj, tuzaklar ve askerî eğitimiyle alt ediyor. Orman karakterin savaş alanına dönüşürken polisler kendi bölgelerinde av konumuna düşüyor.
Bu nedenle First Blood yalnızca etkili bir aksiyon filmi değil. Savaş sonrasında ülkesine dönen bir askerin öfkesi ve yabancılaşması hikâyenin merkezinde duruyor. Tek kişilik ordu fikrinin en insani örneklerinden biri hâlâ bu film.
8 Man on Fire (2004)

Eski CIA operatörü John Creasy, Mexico City'de zengin bir ailenin küçük kızı Pita'ya korumalık yapmaya başlıyor. Hayatla bağını büyük ölçüde kaybetmiş Creasy ile Pita arasında giderek güçlü bir ilişki kuruluyor. Çocuğun kaçırılması ise Creasy'nin geçmişte öğrendiği her şeyi yeniden kullanmasına yol açıyor.
Tony Scott aksiyonu aceleyle başlatmıyor. Filmin uzun ilk bölümü Creasy ile Pita arasındaki bağı kurduğu için sonrasında başlayan intikam harekâtı sıradan bir görevden çok kişisel bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Denzel Washington karakterin sessizliğini, öfkesini ve kendini yok etmeye varan kararlılığını aynı performans içinde taşıyor.
Creasy'nin peşine düştüğü suç ağı büyüdükçe film de daha acımasız hale geliyor. Buradaki tek kişilik ordu fantezisi eğlenceden çok öfkeyle besleniyor ve Man on Fire'ı benzerlerinden ayıran da bu duygusal ağırlık oluyor.
7 Taken (2008)

Eski CIA ajanı Bryan Mills'in kızı Kim, Paris gezisi sırasında insan kaçakçılarının eline düşüyor. Mills'in elindeki bilgi çok az, zamanı ise daha da sınırlı. Bunun üzerine Paris'e gidiyor ve kızına ulaşabilmek için suç ağının halkalarını birer birer takip etmeye başlıyor.
Taken'ın başarısında Liam Neeson'ın sakinliği belirleyici. Mills bağırıp çağıran bir aksiyon kahramanı değil; karşısındaki insanları sorguluyor, takip ediyor ve gerektiğinde birkaç saniye içinde etkisiz hale getiriyor. Pierre Morel de filmi fazlalıklardan arındırarak yaklaşık 90 dakikalık kesintisiz bir takip hikâyesine dönüştürüyor.
Film ayrıca orta yaşlı, deneyimli profesyonel aksiyon kahramanının 2000'ler sonrasında yeniden popülerleşmesinde önemli rol oynuyor. Bryan Mills'in özel becerileri çok geçmeden modern aksiyon sinemasının en tanınmış kalıplarından birine dönüşüyor.
6 The Man from Nowhere (2010)

Sessiz bir rehinci olan Cha Tae-sik'in çevresindeki insanlarla neredeyse hiçbir ilişkisi yok. Hayatındaki tek bağ komşusunun küçük kızı So-mi. Annesinin karıştığı uyuşturucu işi nedeniyle çocuk kaçırılınca Tae-sik'in sakladığı geçmiş yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Won Bin'in neredeyse donuk başlayan performansı film ilerledikçe bambaşka bir fiziksel enerjiye dönüşüyor. Lee Jeong-beom özellikle bıçaklı yakın dövüşlerde hızlı kurguya yaslanmak yerine hareketleri okunabilir bırakıyor. Böylece Tae-sik'in rakipleri karşısındaki becerisi yalnızca senaryonun söylediği bir özellik olmaktan çıkıyor.
Kore suç sinemasının karanlık tonu ile tek adam aksiyonunu başarılı biçimde birleştiren film, daha sonra küresel ölçekte yaygınlaşacak pek çok eğilimi erkenden kullanıyor. Özellikle finaldeki yakın dövüş hâlâ türün en etkileyici örneklerinden biri.
5 The Raid: Redemption (2012)

Özel polis timi, Jakarta'nın suç dünyasını yöneten Tama Riyadi'yi yakalamak için onun kontrolündeki apartmana gizlice giriyor. Operasyon açığa çıktığında bina bir anda ölüm tuzağına dönüşüyor. Ekip dağılırken genç polis Rama çıkışa ulaşabilmek için kat kat savaşmak zorunda kalıyor.
Film bir tim operasyonuyla başladığı için ilk bakışta bu listenin formülünden ayrılıyor. Fakat ekip küçüldükçe anlatı giderek Rama'nın hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Iko Uwais ve Yayan Ruhian'ın taşıdığı pencak silat koreografileri, yumrukların ve tekmelerin gerçekten ağırlığı varmış gibi hissedildiği sert bir aksiyon dili yaratıyor.
The Raid, modern yakın dövüş aksiyonunun çıtasını ciddi biçimde yükseltti. Bir koridorun, merdivenin ya da dar odanın nasıl aksiyon sahnesine dönüştürülebileceğini gösteren film, sonraki on yılın tür sinemasında uzun bir iz bırakıyor.
4 John Wick (2014)

Emekli suikastçı John Wick, eşinin ölümünün ardından sakin bir hayata çekiliyor. Bir grup gangster evine girip arabasını çalınca ve eşinden kalan son bağı da yok edince Wick geçmişte bıraktığı dünyaya geri dönüyor. Suç örgütü kısa süre sonra kiminle uğraştığını fark ediyor.
Chad Stahelski'nin dublörlük geçmişi filmin her çatışmasında hissediliyor. Silahlı çatışmalar, judo ve yakın dövüş teknikleri birbirinden kopuk numaralar değil; aynı koreografinin parçaları gibi akıyor. Keanu Reeves'in hareketlerin önemli bölümünü fiziksel olarak gerçekleştirmesi de kameranın aksiyonu sürekli kesmeden göstermesine izin veriyor.
John Wick gösterime girdikten sonra modern aksiyonun görsel dilini önemli ölçüde değiştirdi. Gun-fu yeniden popülerleşti, uzun ve okunabilir koreografiler geri döndü ve emekli profesyonel herkesi karşısına alıyor formülü yeni bir altın çağ yaşamaya başladı.
3 The Equalizer (2014)

Robert McCall, Boston'da sıradan görünen ve son derece düzenli bir hayat sürüyor. Geceleri gittiği kafede tanıştığı genç Teri'nin Rus mafyasının elinde olduğunu öğrenince yıllardır gizlediği becerilerini yeniden kullanmaya başlıyor. Küçük görünen müdahale kısa sürede daha büyük bir suç örgütüyle savaşa dönüşüyor.
McCall'ı benzer kahramanlardan ayıran şey hızından çok hazırlığı. Bir odaya girdiğinde önce çevresini inceliyor, olası silahları belirliyor ve çatışma başlamadan sonucu zihninde hesaplıyor. Antoine Fuqua bu özelliği görsel bir ritme dönüştürürken Denzel Washington karakteri neredeyse törensel bir sakinlikle oynuyor.
Film, tek kişilik ordu formülünü yalnızca silah becerisine bağlamıyor; McCall'ın asıl avantajı karşısındaki herkesten birkaç adım ileride düşünmesi. Son bölümde sıradan bir yapı marketinin savaş alanına dönüşmesi bunun en eğlenceli karşılığını veriyor.
2 Nobody (2021)

Hutch Mansell dışarıdan bakıldığında monoton hayatından sıkılmış sıradan bir aile babası. Evine giren iki hırsıza karşı koymaması ailesinin gözündeki konumunu daha da zedeliyor. Fakat yaşananlar Hutch'ın yıllardır bastırdığı tarafını yeniden uyandırıyor ve basit bir öfke patlaması Rus mafyasıyla savaşa kadar uzanıyor.
Bob Odenkirk'in seçimi filmin en iyi fikirlerinden biri. Hutch ilk bakışta John Wick gibi kusursuz bir ölüm makinesine benzemiyor; kavga ederken darbe yiyor, yoruluyor ve çoğu zaman dövüşten yara bere içinde çıkıyor. Otobüs sahnesi tam da bu nedenle etkili: karakter çok yetenekli ama dokunulmaz değil.
Ilya Naishuller şiddeti kara mizahla sürekli yan yana getiriyor. Sonuç, modern tek kişilik ordu filmlerinin kurallarını kullanan ama onları biraz da tiye alan, kısa ve son derece enerjik bir aksiyon filmi.
1 Sisu (2022)

II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Finlandiya'nın Laponya bölgesinde yalnız yaşayan eski asker Aatami Korpi büyük miktarda altın buluyor. Altını şehre taşırken geri çekilen bir Nazi birliğiyle karşılaşıyor. Askerler onun altınını almaya kalkınca başlangıçta kolay hedef sandıkları adamın geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Jorma Tommila neredeyse hiç konuşmadan karakteri taşıyor. Aatami'nin özelliği rakiplerinden daha hızlı ya da daha güçlü olması değil; ölmesi gereken her durumda bir şekilde ayağa kalkması. Mayınlardan tanklara ve uçaklara kadar tehlikenin ölçeği büyüdükçe film gerçekçilikten uzaklaşıyor ve kanlı bir western masalına dönüşüyor.
Sisu, tek kişilik ordu fikrini mantıksal sınırına götürüyor. Film bunu saklamaya da çalışmıyor: Aatami artık normal bir aksiyon kahramanından çok durdurulması imkânsız bir efsane gibi işliyor. Tam da bu yüzden seçkinin zirvesine yakışıyor.




Bu Temada Devam Et
İtalya’nın Kirli Sokakları: En İyi 10 Poliziotteschi
En İyi Seri Katil Filmleri: Sinemanın En Karanlık 15 Suç ve Gerilim Filmi
Güney Kore Seri Katil Filmleri: En İyi 10 Suç ve Gerilim Filmi
En İyi Suç Belgeselleri: Gerçek Suç Hikâyelerini Anlatan 10 Çarpıcı Film